DHB ARŞİV SİTESİ
Ana Menü
Anket
TÜRK-İŞ’DE DEĞİŞEN BİRŞEY YOK AL BİRİNİ VUR ÖBÜRÜNE
İşçi Memur
7–9 Aralık 2007 tarihinde gerçekleşen Türk-İş Genel Kurulu yapıldı. 20. Olağan Genel Kurulunda kavgaya varan gergin tartışmalar yaşandı. Dört gün süren Kurultay sonucunda Genel Başkan sermayenin emir erliğinde kusur etmeyen Salih Kılıç'ın oluşturduğu liste seçimi kaybederken, Genel Sekreterlik görevini sürdüren ve AKP yanlısı olduğu ifade edilen Mustafa Kumlu başkanlığındaki liste seçimleri, kazandı. Türk-İş’in kongresinde her şey vardı ama sınıfın sorunları  ve  sınıf hareketini ileriye taşımanın sorunları yoktu.

Aslında Türk-İş yönetimi için yarışan her iki liste de temelde aynı işbirlikçi sendikal anlayışın sahibidirler. Al birini vur ötekine konumundadırlar Sınıf sendikacılığı dışında Türk-İş’ de “partiler üstü sendikal anlayış” adına her şey mevcuttur. Çünkü Türk İş’in asrı  sendikacılık anlayışı kuruluşundan beri devam ediyor. Türk-İş "partiler üstü sendikacılık" politikası adı altında, her zaman faşist gerici burjuva düzen partilerinin ve devletin güvenilir arka bahçesi olmuştur. Ve siyaset yasağı sadece emekçiler, onların örgüt ve partileri için uygulanmıştır… Şimdiye kadar Bütün Türk-İş yöneticileri geleneksel devletçi anlayışla birlikte, hükümetlere yakın ve ordu şakşakçılığı yapmaktan geri kalmamıştır. 12 eylül darbesini desteklediği gibi bakanlık da görev alarak işçi düşmanı politikaları sürdürücüsü olduğu gibi 28 Şubat  darbesinde başat rol oynamış ve diğer gelişmelerde de hep generallerin emir kulu olmaktan geri kalmamıştır. Yani Türk-İş devletin koruyucu ve kollayıcısı düzen kurumlarının en başında yer almıştır  Bu bakımdan Türk-iş sınıfın çıkarlarını savunma yerine kurulu düzeni savunmayı esas amaç edinerek sarı sendikacılık rolünü oynamıştır.
Türk-İş’in son genel kurulunda klasik devletçi sendikal anlayış aynı zamanda AKP hükümetine bağlanma bir anlayışla taçlanarak, sınıf hareketinin önüne daha sıkı bir barikat daha örülmüştür. Nitekim. AKP hükümetinin  işbirlikçi emekçi düşmanı politikalarını pratiğe sürmek için  Türk-iş yönetimini ele geçirerek, yeni zam ve  vergileri sorunsuzca uygulamak ve  Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası (SSGSS) Yasa Tasarısı ile mevcut sağlık haklarını gasp eden, işçi ve emekçilere mezarda emekliliği öngören; IMF talimatlı bütçeyi dayatan, Kentsel Dönüşüm Projesi ile halkın gecekondusunu başına yıkan yıkım politikalarının kolay yoldan pratikleştirmenin önünü açmış oluyordu.
Hemen belirtmek gerekir ki, sınıf mücadelesinin her bakımdan bastırılıp ezildiği, faşist diktatörlüğün sınır tanımadan baskı ve terör uyguladığı, örgütlüğü öcü olarak gördüğü Türkiye de , sendikal mücadelenin sağlıklı bir konumlanış içinde olması da mümkün değildir. Türkiye de sendikalar, özellikle 12 eylül faşist darbesinden sonrası, daha fazla  devletin kuşatması altında olmuş ve devlet sendikacılığı dayatılmıştır. Bunun dışına çıkanlara yaşam hakkı tanımamıştır. Sendikaların başına çöreklenmiş sendika ağalığı ve bürokrasisini de dikkate aldığımızda  sendikaların esas sınıfın çıkarlarını savunan işlevlerini yerine getirmeleri beklenemezdi. Türk-İş kurulduğu 1952 yılından bu yana hep devletin ve egemenlerin çıkarları temelinde faaliyet yürütmüştür. Türk-İş sendikal mücadele zemininde, sarı sendikacılık nitelemesine bile hak kazanamamıştır:


Çünkü işçi sınıfının yeni kazanımlar elde etmesi, örgütlendirilmesi bir yana, mevcut haklarının korunması temelinde bile varlık gösterememiştir. Hatta Toplu İş sözleşmesi yapamadığı dönemler bile olmuştur. Örneğin  1997 yılında Eşel mobil sistemini kabul etmesiyle, açıkça dernek düzeyinde bir işleve bürünmüştür. .
Söz konusu sistemin işçileri trilyonlarca lira zarara uğrattığı ise artık bir sır değildir. İmzaladığı TİS’ lerle sadece ücret kayıplarına yol açmadı: 99 yılında imzaladığı TİS’lerle çalışma hayatını daha da zorlaştıran esnek üretimi kabul etmiştir.
Türk-İş, yine 1999 yılında, Uluslararası tahkimi öngören ve özelleştirmeyi hızlandıran Anayasal değişikliğin mecliste onaylanmasını sadece seyretmekle yetinmiştir. Mezarda emekliliği dayatan yasal düzenlemeyle ilgili, 15 Kuruluştan oluşturulan Emek Platformu bünyesinde alınan bütün kararların, içini boşaltmak suretiyle etkisiz kılmıştır. , . Eylemler öncesi uzlaşma girişimleri adı altında emekçileri son ana kadar oyalamış ve beklentiye sokmuştur. En son 13 ağustos 1999 tarihinde, iş bırakma günü alanlara çıkmayarak, açıkça eylem kırıcılığı yapmıştır. Aynı gün Emek Platformu bünyesinde yapılan toplantıda eylemlere son verilmesi ve TBMM de kulis faaliyetine devam edilmesi savunulmuştur. Emek Platform’u bu son toplantıyla fiilen dağıtılmıştır.
Dün mezarda emekliliği dayatan tasarının yasalaşmasına seyirci kalan, alınan kararlara uymayan, boşa çıkaran Türk-İş, bugün de aynı politikayı sürdürmeye devam ediyor: Bugün emekçileri yakından ilgilendiren yığınla sorun çözüm bekliyor. Milyonlarca işçi ve emekçiyi ilgilendiren, SSGSS Yasa Tasarısına karşı ciddi hiçbir eylem yapılmadı. 1 Haziran 2008 yılında yürürlüğe girecek olan SSGSS yasa tasarısı Yaşamı dada da zorlaştıracak mezarda emekliliği pekiştirecektir…
Salih Kılıç, Genel Kurulda yaptığı konuşmada 2003-2007 yıllarında Türk-İş üyesi sendikalarca yapılan örgütlenme faaliyetleri sonucunda yalnızca sendikalara üye oldukları için 20-25 binden fazla işçinin işten atıldığını ifade etmiş. Ancak işçiler işten atılınca sendikalar olarak Türk-İş olarak ne gibi tepkiler gösterdiklerini, hiç söylememiş. Özelleştirme de sokağa atılan binlerce işçinin hakları  savunulmadığı gibi özelleştirmeye  çanak tutularak sendikaların altının oyulmasına çanak tutulmuştur. Sınıfa yönelik saldırıya devleti yıpratmama  adına  seyirci kalan yada destek olan Türk-iş ağaları, AKP hükümetinin yeni saldırılarına, özelleştirme pervasızlığına, zam ve yeni vergilere omuz vererek, esnek çalışma dayatması kabul edilerek, örgütlenmenin önündeki taşeronlaştırma  uygulamalarına onay verilerek özcesi işçi sınıfının örgütsüz ve kölece çalışması için sermaye ve hükümetin sınıf içinde beşinci kolu olarak hareket etmektedir.
Kuşku yok ki, Türk-İş’in en temel özelliklerinden biri de, Kürt sorunundaki devletten daha devletçi  tutumudur. Kürtlerin ulusal demokratik hak ve özgürlüklerini savunacağına tam tersini yapmaktadır. Türk-İş kuruluşundan bu yana yayınladığı hiç bir bildiride Kürt’lerden söz etmemiş, varlıklarını dahi kabul etmemiştir. On binlerce insanın hayatına mal olan kirli savaş gerçekliğini ve Kürtlerin özgürleşme mücadelesini ısrarla kabul etmemiştir. Sorunu her zaman ‘asayiş’ ve ‘terör’ olarak görmüştür. Oysaki yaşanan savaş var olan çarpık kapitalizmi daha da vahşileştirmekte emekçileri şovenizmle zehirlemekte yoksulluğu artırmaktadır. Son iki yıl içerisinde 15 milyar doları bulan özelleştirmeler dahi görünen savunma harcamalarını (örtülü fonlar hariç) karşılayamıyor… Bu yıl “Yapılan ödenek aktarmaları sonrası Milli Savunma Bakanlığı ve Jandarma Genel Komutanlığı'nın toplam ödenekleri 16 milyar 189. 7 milyon YTL’ den 21 milyar 443. 7 milyon YTL’ ye yükseldi"
Türk-iş’in 20.Genel kurulunda sınıfın çözüm bekleyen temel sorunları ele alınarak  bunların sınıf mücadelesi zemininde çözülmesi  için planlar kurma ve buna uygun bir sınıf sendikacılığı anlayışı ve   pratiğini geliştirme yerine, diyalog-uzlaşma adına sınıf işbirliğini pekiştiren ve  devlete-AKP’ye daha fazla açıkca yedeklenen bir konuma çekilmiştir. Türk-İş’ de burjuva klikler çatışmış, devrimci örgütlemeden yoksun ve örgütsüz olan işçiler ise seyirci kalmaktan öteye gitmemişler ve seslerini genel kurulda duyuramamışladır. Aslında Türk-iş’in genel Kurlu bir kez daha devrimci ve sosyalist hareketinin sınıf hareketinde ne kadar uzak olduğunu ve bunu gidermek için sınıfı devrimci temelde örgütleme de laf yerine pratik-eylem e geçmekle yüz yüze olduğunu gösteriyor.

 
İlgili Bağlantılar
Haber Puanlama
Seçenekler
Эlgili Konular

İşçi Memur

Üzgünüm, bu yazı için yorumlar aktif değil.
 
PHP-Nuke
Sayfa Ьretimi: 0.07 Saniye