DHB ARŞİV SİTESİ
Ana Menü
Anket
ABD’NİN İRAN YALANI
Dış Politika
Irakı işgal etmek ve Saddam rejimini devirmek için hayali senaryolar kuran ve  Saddam’ın kitle imha silahları ürettiği  palavrasının arkasına gizlenerek İrak’ı işgal eden ABD emperyalizmi bu aynı senaryosunu İran da uygulamaya sokmaya çalışıyordu. ABD emperyalizmi İran’ın nükleer silah ürettiği iddialarını ileri sürerek,  İran islam cumhuriyetine karşı uluslarası  baskı ve kuşatmayı dayatmış, buda yetmemiş olacak ki Bush “İran’ı 3. Dünya savaşını çıkartmakla”  suçlamıştı.
Keza ABD’nin yönlendiriciliğinde,  İran’a ne zaman ve ne tür bir saldırı yöneltecek tartışmaları yapılırken, uluslararası politikanın gündemine birden bire ABD Ulusal İstihbarat Konseyi tarafından yayımlanan Ulusal İstihbarat Tahmini (UİT) raporu düşüverdi. Rapor, İran’ın nükleer silahlanma programını 2003’te durdurduğunu “çok emin” kaynaklara dayanarak -bu kaynağın kaybolan İranlı General Asgari olduğu ileri sürülüyor. Rapor İran’ın nükleer silah üretebileceği dönemi 2010-2015 olarak öngörüyor. Rapor ayrıca önemli bir iddia da bulunuyor ve “Tahran üzerinde diplomatik baskıların ve ambargoların etkili olduğunu” savunuyor.
UİT Raporu’nun yayınlanması uluslararası diplomatik çevrelerde genellikle “gerilimi düşüren ve askeri seçeneği ortadan kaldıran” bir rapor olarak yorumlandı. Raporun birinci elden muhatabı olan Bush yönetiminin tutumu ise bir gazetenin haberine göre şöyle; “George W. Bush, gazetecilere, İran’ın zafer çığlıkları ve özür isteği hakkında, “not defterlerinize dalga geçtiğimi yazabilirsiniz” dedi. Bush, raporun ABD siyasetinde bir şeyi değiştirmediğini, İran’ın hala bir tehlike olduğunu ve uluslararası toplumun İran üzerindeki baskılarını artırmak için çabalarını sürdürmesi gerektiğini bildirdi. ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice da, İran’ı hâlâ “tehlikeli” bulduğunu ve İslam cumhuriyetinin demokrasiden yoksun olduğunu söyleyerek, “Ulusal istihbarat tahmini raporunun gösterdikleri ve hükümetimizin bunu yayınlamış olmasındaki şeffaflık, bir demokraside yaşadığımızı gösteriyor” dedi.
Peki gerçek böylemi ve  bu gelişmeleri nasıl yorumlamalı? Bu açıklamanın ardından “İran Sorunu” ortadan kalktı mı? Yoksa ABD yönetimi İran’ın dikkatini dağıtmaya mı çalışıyor? Yoksa ABD emperyalist burjuvazisi daha değişik yöntemlerin mi uygulanmasını istiyor? Bu sorular uzatılabilir. Ancak sorunu anlamak için bu kadarı sanırız yeterlidir. Sorunun anlaşılması için şu gelişmeleri hatırlamak durumundayız; ABD tarafından yapılan saldırı ile yönetimi değiştirilen ve sonradan NATO’nun da işin içine çekilmesi ile işgale dönüşen Afganistan müdahalesi bütünüyle başarısızlığa uğramış durumda. Taliban güçleri ülkenin büyük bir kısmını kontrol altında tutuyorlar ve başkent Kabil kapılarına dayanmış durumdalar. Irak’ta ise işgale karşı direniş engellenemiyor ve ABD ağır kayıplar vermeye devam ediyor. Yani ABD emperyalizminin Afganistan ve Irak işgalleri fiyasko olmuştur.



Tüm bunlar orta yerde dururken Bush yönetimi İran Sorunu’nu ortaya attı ve gerilimi tırmandırmaya başladı. Açıkçası Irak ve Afganistan’ın yanına, doğrudan bir işgal biçiminde gelişmese de askeri bir saldırı olarak gündeme gelecek olan bir İran meselesi de eklenecekti. İran, Irak ve Afganistan’a hiç benzemiyor ve oldukça büyük bir lokma. Üstelik bu konuda “uluslararası bir mutabakat”da sağlanmış değil. Bunlar dikkate alındığında ABD’nin üç ayrı cephede birden savaşması olanaksız olduğu gibi bölgede anti-emperyalist mücadeleyi de boyutlandırıp genişletecekti.  Buda bölgede ABD  emperyalizminin önemli darbe yemesi anlamına gelecekti.
Bu noktalar dikkate alınarak son istihbarat raporuna bakıldığında, ortaya çıkan sonuç şudur; ABD büyük sermayesi bugün İran sorununun askeri yöntemlerle “çözülmesini” erken bulmaktadır. Rapor diplomatik baskı ve ambargolara devam edilmesi, askeri seçeneğin gündeme gelmesinin erken olduğunu, bunun için “2010-2015’e” kadar vakit olduğunu Bush yönetimine hatırlatmaktadır. Rapor bir yandan yeni bir çıkmaza doğru giden Bush yönetiminin de -Bush her ne kadar dalga geçse de elini rahatlatmayı, manevra alanını genişletmeyi amaçlarken, sorunu yeni yönetime havale -ABD Başkanlık seçimleri yaklaşmaktadır- etmekte, onu şimdiden bağlamaktadır. Burada Amerikan emperyalist pragmatizmi devreye girmiş, raydan çıkmakta olan gelişmelere kontrolü ve ABD’nin bölgedeki stratejik çıkarlarını korumayı hedefleyen bir yönelime işaret etmiştir.
Ortada görünen tablo budur. Neki saldırganlık da sınır tanımayan Bush yönetiminin bugüne kadar attığı adımlara bakıldığında “mantıklı ve dengeli” hareket edeceğine dair bir güvenceyi de kimse veremez. Ama raporun ortaya çıkardığı objektif sonuçlar açısından şu iki noktanın altı çizilmek durumundadır; rapor ilk olarak, ABD’nin uluslararası ölçekte aradığı ittifakları zayıflatmaktadır ve ikinci olarak, onu dünya halkları gözünde daha baştan mahkum ettirecek kapıları ardına kadar aralamıştır. Dünya ve bölge halkları, bu arada İran halkı ABD emperyalizminin saldırganlığına karşı uyanıklığı elden bırakmamak zorundadır. ABD’ye ve emperyalizme karşı mücadele daha bir  güncel hal kazanmıştır ve burada daha da ileriye gitmek gerekiyor.
 
İlgili Bağlantılar
Haber Puanlama
Seçenekler
Эlgili Konular

Dış Politika

Üzgünüm, bu yazı için yorumlar aktif değil.
 
PHP-Nuke
Sayfa Ьretimi: 0.07 Saniye