DHB ARŞİV SİTESİ
Ana Menü
Anket
İDEOLOJİK HASTALlKLARA KARŞI MÜCADELE VE ZAAFLARI AŞMA GÖREVİ
Analiz Polemik
Örgüt saflarında   genel olarak ciddi boyutlarda köklü ideolojik zaaflar ( komünist geleneklere, alışkanlıklara ve davranış biçimlerine aykırı zaaflar) ve bu zaaflara eşlik eden önemli bir otorite boşluğu olduğu bir sır değil. Bu boşluğun geçmiş yıllardaki yaşanan olumsuzluklar, kaçışlar ve kendini dayatmaların ve daha çok da yönetme ve yönlendirme yetmezlikleri içinde olan yeni yoldaşların ağır görevler altına girmek zorunda kalmaları, zaaflı insanların giderlerken örgütü kirlendirerek gitme tutumu içinde olmaları, aşırı demokratizmin, ilke ve kuralların işlemez bir duruma getirilmesi vb. ile büyük ölçüde bağı vardır.
 Her olumsuzluk, örgüt şahsında gelişen her ciddi olay, örgütte var olan güzel ilişkilerden bir parça koparıp götürmüştür.  Parçalar koparıldıkça çıkmazlar büyümüş ve öyle bir durum ortaya çıkmış ki güvensizlik  derinleşmiş,  feodal gruplaşmalar ve klikleşmeler baş göstermiş. Sorunlar örgüt platformunda ele alınarak tartışılarak çözüme kavuşturma ve örgüt bilincine uygun olarak hareket etme yerine, ahbap çavuş ilişkiler örgütte egemen kılınmaya çalışılmış ve adeta örgütçülük oynanmıştır.
Geldiğimiz bugün kü aşama, ideolojik-politik ve örgütsel boşluğun hızla aşılmasını ve duruma olabildiğince cepheden müdahale edilerek durumun düzeltilmesini dayatıyor. Bu duruma olabildiği ölçüde hızlılıkla müdahale edilmeden istenilen olumlu gelişmelerin kapısını aralamaktan bahsetmek gerçekçi olamayacaktır.
Mevcut  durumun vahameti orta yerde duruyor. Erken kalkan kendisini ali kıran baş kesen  ilan etmekten ve kendisini dayatmaktan geri durmuyor. Örgüt ilke kuralları yerine, kişilerin kuralları, yaşamdan egemen kılınıyor ve böylece devrimci ilişkiler tümden dumura uğratılmış oluyor. Bu durum böyle devam edemez ve etmemelidir de.  Böyle böyle bir durumla yapının  ileriye doğru başarılı adımlar atması beklenemz. Herkes aklını başına toplayıp ve şapkasını önüne koyarak iyi bir şekilde düşünmelidir. Yaşadığımız şu emperyalist kapitalist dünyada yönetimsiz ve yönetimden uzak tek bir kişi yoktur. Kişi, ya burjuva sınıflar tarafından, yada proletarya ve emekçiler tarafından yönetiliyor.
  Burjuva kapitalist sınıfın denetiminden çıkmak isteyen adım adım devrimci yada komunist örgütlerin yönetimine girmesi ve buradan mücadeleye katılması gerekiyor. Örgütlü komünist mücadeleyi reddetmek, burjuvazinin yönetimini güçlendirmek demektir. Bir çok insan, günlük yaşam içinde bunun pek farkında değildir. Ama bütün toplum,her gün ve her saat yaşam tarzının şekillendirdiği kendi alışkanlıklarının yönetimin dedir . Alışkanlıklarımıza burjuva-gerici bireycilikler damgasını vuruyorsa, burjuvazinin, proletarya damgasını vuruyorsa, devrimci mücadelenin yönetimindeyiz demektir.





Bizde, genel olarak, örgüt işleyişini temeli olan,''Demokratik Merkeziyetçilik'', örgütün yaptırım gücü ve örgüt disiplini hayli yozlaştırılmış durumda. Örgüt yönetimi ve örgüt kararları bölge yada yerel örgütlerin istemleriyle ters düşmüyorsa, kabül görüyor, düşüyorsa reddediliyor.  Böylece Merkeziyetçilik gerçek anlamıyla işlemiyor, bireysel ve yerel egemenlik hüküm sürüyor. Bir çok durumda, örgüt iradesiyle yerel ve birey iradesi en üst boyutta çatışıyor, fakat yerel ya da birey zafer kazanıyor ve örgütün merkezi tutumu ve kararları güme gitmiş oluyor. ''İstemediğini yapmayabilir, ama örgütlü olarak kalabilirsin'' geleneği alttan alta içten içe yayılıp gelişiyor. Bazıları bunun farkında bile değil, ama farkında olanda olmayan da protokolsüz bir birlik halinde komünist ilkeleri yozlaştırma ve dejenere etme bakımından hayli gayret gösteriyorlar. Kısacası bir görüntünün ötesinde, örgüt otoritesi ve iradesi, kolayca bozulabilir bir anlayış olarak ciddi boyutlarda yayılmış ve doğal bir hal almıştır.
Hatırlanacağı üzere tarihte ''aşırı demokratizm'' denen bir hastalık var. Bu hastalık demokrasi adına merkeziyetçiliği unutur ve örgütü bir savaş örgütü değilde tartışma örgütü olarak görmeye götürür. Böylesi bir durum örgüte disiplini bozma ve kara alma mekanizmasını işlemez hale getirir ve örgütün mücadele görevlerini yerine getirmesini güçleştirici ve yozlaştırıcı olur.
  Örgütümüz olarak kurallaştırıp savunduğu demokratik merkeziyetçilik ilkesi, örgüt içindeki küçük burjuva unsurlar tarafından yozlaştırılıp örgüte karşı bir silah olarak kullanılmaktadır. Bunun sonucu olarak, saflarımızdaki ukalalık, her geçen gün biraz daha artıyor. Örgüt karar ve disiplinine karşı çıkarak,''örgüt çıkarları'' adı altında ortaya atılan düşünce ve davranışların hiç birisi örgüt yararına değildir ve mücadelemizin gelişimine hizmet etmemektedir. Artık şu noktada herkes emin olmalıdır; örgütsel tedbir ve örgütsel yaptırımı gelip kendisini dayatmıştır ve böyle bir adım olmadan, ideoljik dönüşümler elde etmek ve örgütsel düzelmeyi yakalamak söz konusu olamaz. Çünkü ''aşırı demokrasi'' illeti örgüt bünyesinde yerleşik bir alışkanlık haline gelmiştir. İdeolojik-politik eğitim elbette yadsınamaz, fakat örgütsel tedbirler alınmadan sadece ideolojik mücadele ile düzeleceğini sanmak,şimdiye kadar ki yanılgıların tekrarına düşmek olacaktır. Örgüt saflarında diğer zaaflara olduğu gibi aşırı demokratizmin olumsuz etkisi üzerinede yazılıp çizildi. Ama iş yazıp çizmekle bitmiyor. Bunun aynı zamanda örgütsel tedbirlerle birleştiril erek disiplinin egemen kılınması gerekiyor.
Örgütsel ilke ve kurallara uyulmaması ve ideolojik-politik gerilik saflarımızda dedikoduculuğu kışkırtmıştır. Saflarımızda korkunç bir dedikodu furyası dolaşıyor. En alt örgütten en üst örgüte kadar, kimin ne yaptığı, kimin nerede olduğu, kimin ne söylediği, kimin hangi birimde yer aldığı vb. gibi, örgütün en önemli örgüt sırları dahi dedikodu malzemesi yapılarak rencide ediliyor, açığa çıkarılıyor.
Saflarımızda azımsanmayacak kadar insan dedikoduyu bir meslek haline getirmiştir. Öyleki, bu insanlar mesleklerini icra etmeden yaşayamazlar. Bilemedikleri ama bilmek istedikleri şeyleri öğrenmek için en yüce değerleri dahi ayaklar altına almaktan çekinmezler. Çünkü onlar için önemli olan mesleklerini icra etmektir. Yoksa bunların içindeki kurt ölür ve bunları içten içe kemirir. Bunlar aynı zamanda güvenilirde değillerdir ve tehlike arz ederler. Dost görünür ama nesnel olarak düşmanca davranırlar. Herşeyden önce açık yürekli ve samimi değildirler. Dolayısıyla sırtını bunlara dayayıp iş yapmaya çalışanların hali haraptır. Bunların ruh hali örgütte değildir.Bunlar örgütte bu durumlarıyla devrim için değil, kendileri için,başka koşullarda dedikodu mesleği icra edemeyecekleri için örgüt çeperinde kalmayı yeğlemiş yozlaşmış kişiliklerdir.
Dedikoduyu meslek edinenler ideolojik bunalımda debelenen , devrime ve örgüte karşı güveninini yitirmişlerdir. Devrimci sorumlulukları sıfıra inmiştir. Çığ gibi büyüyen sorumsuzluk kişinin davranışında ilke ve kural diye bir şey bırkmamıştır. Yeri ve zamanı geldiğinde konuşmaz, yersiz ve zamansız bir durumda konuşur veya başka konuşur,ama yersiz ve zamansız bir durumda çok konuşur veya başka konuşur.
Onlar nerde ve nelerin olup-bittiğini gece gündüz merak ederler, ama meraklarını azimli, ilkeli ve sabırlı bir devrimci pratikle hak ederek elde etmek yerine, emek harcamadıkları halde daha fazla değere sahip olmak isteyen faydacı küçük burjuvalardır. Aslında, eğer eskiden kalma kaygılar ve alışkanlıklar yoksa, kişi yükseldikçe sorumluluklar artar. Dolayısıyla,yükselen kişi dedikoduyu hem anlamsız bulur, hemde buna zamanı olmaz.
Artık şu noktada herkes emin olmalıdır; örgütsel tedbir ve örgütsel yaptırımı gelip kendisini dayatmıştır ve böyle bir adım olmadan,ideolojik dönüşümler elde etmek ve örgütsel düzelmeyi yakalamak söz konusu olamaz. Çünkü ''aşırı demokrasi'' illeti örgüt bünyesinde yerleşik bir alışkanlık haline gelmiştir. İdeolojik-politik eğitim elbetle yadsınamaz, fakat örgütsel tedbirler alınmadan sadece ideolojik mücadele ile düzeleceğini sanmak, şimdiye kadar ki yanılgıların tekrarına düşmek olacaktır. Örgüt saflarında  diğer zaaflara olduğu gibi aşırı demokratizmin olumsuz etkisi üzerinede yazılıp çizildi. Ama iş yazıp çizmekle bitmiyor. Bunun aynı zamanda örgütsel tedbirlerle birleştirilerek disiplinin egemen kılınması gerekiyor.
Örgütsel ilke ve kurallara uyulmaması ve ideolojik-politik gerilik saflarımızda dedikoduculuğu kışkırtmıştır. Saflarımızda korkunç bir dedikodu furyası dolaşıyor. En alt örgütlen en üst örgüte kadar, kimin ne yaptığı, kimin nerede olduğu, kimin ne söylediği, kimin hangi birimde yer aldığı vb. gibi, örgütün en önemli örgüt sırları dahi dedikodu malzemesi yapılarak rencide ediliyor, açığa çıkarılıyor.
Herşeyden önce dedikodunun önüne geçmek için, örgütü işletmek ve örgüt ilkelerine bağlı kalmak gerekir. Bu şu anlama gelir; dürüst olanları eğitmek, dedikoduyu hata ile suç arasında yapanları uyarmak ve ikaz etmek ve dedikoduyu meslek edinmişleri saflarımızdan temizlemek lazım.
Bundan böyle:  1-Örgütün her hangi bir biriminde yer alanlar, örgüt disiplini kayıtşız-şartsız kabüllenmek zorundadırlar. 2-Herkes, örgüt ve örgütün politikalarına ilişkin görüşlerini ve önerilerini, eleştiri ve uyarıların kendi üstü örgüte açıklayabilir ve alt örgütlere yada sempatizanlara görüşlerini açıklama durumun da olamaz. Örgüt saflarında  ideolojik hastalıkların aşılması bir yerde alanımızda rektefeye gitmeyide zorunulu kılıyor. Rektefe tümden işe yaramaz hale gelmiş olan parçaların atılması, bazı parçaların yenilenmesi ve bazılarını ise paslardan ve kirlerden arınarak yağlanması yani işe yarar hale getirilmesi gerekiyor. Örgütün her alanında ve kişiler  kendinden başlayarak en alt birime kadar bunu yapmalıdır.
Kaygan bir zemin üzerinde oturduğumuz ve bu durumun her geçen gün aleyhimize bir gelişim içinde olduğu bir sır değil. Devrimciliğin yeniden sınandığı bir dönemden geçiyoruz. Dünyadaki ve Türkiyedeki gelişmeler buradaki insanları ve yoldaşlarımızıda derinden etkiliyor. Devrimci bilinci geri ve örgütsel denyeimi yetersiz  insnların, devrim ve sosyalizmden, devrimci örgütlenmelerden adım adım uzaklaşarak sisteme dönmekte ve yoz bir yaşamı seçmekte hiçde  zor  olmadıklaırnı görüyoruz. Küçük bir örgüt olduğumuz için bizdeki dökülme ve yozlaşma örnekleri belkide pek fazla değil. Ama kendi durumumuza göre ilk ortaya çıktığımız süreçten bu yana şöyle bir göz attığımızda bir çok insanın savrulduğu ve ortadan kaybolduğunu söylemek hiçte abartıcı olmayacaktır. Elbette bunda genel olarak devrimci hareketin içinde bulundurğu durmun önemli bir baskılanma yarattığını unutmamalıyız . Devrimci hareketin dibe vurması burada devrimci kadro ve sempatizanlarda derin  parçalanma, yozlaşma ve kaçışı körüklemektedir. Bir süre daha bu durumun devam edeceğinin bilincinde olmalı ve öncelikle kendi iç devrimimizi güçlendiren ve kadrolaşmayı hedefleyen bir çalışma içeresine yönelmeliyiz.
 Bunun için saflarımızda yaygın olan teoriye ilgisizlik ve ideolojik-politik geriliğe karşı savaş açmalıyız. Bazıları ideolojik sağlamlıktan, kişinin kendine ben devrimciyim demesiyle ve yada devrim için ölümü amaçlamasını anlıyor. Elbetteki bu kavramların ideoloji ile bağlantıları vardır. Fakat ideoloji kavramının içeriği ve anlamı daha zengin ve derindir.
Bilindiği üzere sözlük anlamıyla ideoloji; toplumun maddi alt-yapısı-üretim ilişkileri-tarafından belirlenen politik, felsefi, dinsel, hukuksal, kültürel, sanatsal vb.gibi olguların tümünü kapsar. Bu olgulardan haberi olmayan bir devrimcinin ideolojik olarak sağlam olduğunu söylemek pek zordur. Ayrıca bu kavramları bilmek de tek başına yetmiyor, çünkü nice bilginler bu gerçeklere ihanet etti.  Önemli olan, bu bilgiyi pratikle birleştirmek, pratiğin hizmetine sunmaktır. Dolayısıyla ideolojik sağlamlık, ne tek başına ölü bir bilgiyi nede tek başına kaba bir pratiği kapsar. Lenin yoldaş bunu,''yolu devrimci teori ile donatılmış bir pratik'' diye vurgular.
  Demek ki bilgiden kastedilen teoridir. Ama bu teori tek düze bir yönden değil, yaşamın bütün kesitlerinden, bütün sınıflarından bize bilgi verdiği zaman gerçek anlamda bir teori olabilir. Sadece doğrunun, iyinin olumlunun değil, yanlışın, olumsuzun, kötünün durumunuda bize sunmalıdır teori. Yine teorinin önemi konusun da,''..kafanızı,insanlığın bütün hazineleri konusunda bilgi edinerek zenginleştirdiğiniz zaman,komunist olabilirsiniz ancak- diyordu Lenin yoldaş.
İdeolojik donanımın başka bir yolu olduğuna kimse tanık olmamıştır. Bir tek yolu vardır bunun, teori ve pratiğin birlikteliği. Bizdeki hastalık, plansız-günü birlik dar pratiktir. Böyle bir pratik uzun vadede tıkanmayı koşullar ve mücadeleye büyük zararlar verir ve insanların hızla savrulmasına zemin hazırlar. Böylesi bir kör pratik içinde sistemli bir devrimci pratik sergilemek olanaksızdır. Ayrıca çok pratik yaptığımızda sanılmasın. Üç gazeteyi bir yere götürüp dağıtmaktan aciz bir pratiğin kör olmasından da bahsetmek gerçekçi olamaz. Çok az pratik yaptığımız ama bunun kaynağının teoriyi ve politikayı küçümsemek olduğu bilinmelidir. Devrimci teori devrimci eylem için kavranır, fakat devrimci teori olmadan da devrimci pratik yaratılamaz. Şunu görmeliyiz ki, Marksizmin üç bileşkesi olan felsefe, ekonomi politik ve bilimsel sosyalizm sorunlarında kapsamlı ve geniş bilgiye sahip bir kadro ve taban bileşkesine sahip değiliz. Pratik çalışmalarında istenilen düzeyde olmaması ve bir  çok yanlışın hala sürüp gitmesi, teorik-politik geriliğin sürüp gitmesiyle bağlıdır, ML bilgimizi sürekli geliştirilerek yenilenmediğinden kuru, etkilemekten uzak ve yapraksız bir ağaç ortaya çıkar. İkinci olarakta ML bilginin görebildiği hedeflere yönelik pratik yoluyla varılamadığı içinde, var olan bilgi canlılığını, yol gösterici özelliğini ve harekete geçirici yanını yitiriyor, körleştiriyor. Haliyle bu durumdan çıkış için hızlı bir eğitim çalışmasının başlatılması ve bilincimizin her bakımından yinelenmesi gerekiyor.
İdeolojinin yansıması kendisini en açıktan devrimci kişilik ve sorumluluk bilincinde ortaya koyar.  Devrimci kişinin yaşamına yön veren bilinçsel yoğunluktur. İşi neyi amaçlamışsa geleceğini neye bağlamışsa, sorumluluğuda o yönde gelişir ve işler. Yer yüzün de sorumsuz kişi yoktur, eğer o geçimini temin etmeyi düşünüyorsa. Örneğin, saatinde kalkıp işe gitmek, saatinde yola çıkmak, para kazanmak, alışveriş yapmak vb. gibi davranışlarda bir sorumluluktur. Dolayısıyla sorumluluk yada sorumsuzluk derken bir kriter koymamız gerekir. Neye göre sorumluluk, neye göre sorumsuzluk? Geçimini temin etmeyi, işe gitmeyi, saatinde yola çıkmayı düşünen herkesin bir sorumluluk bilinci vardır. Ama bu sorumluluk, bireyciliğin tek yönlü amaçlarına hizmet eden, ideolojik temeli burjuva dünya görüşüne dayanan bir sorumluluktur. Kriter olarak sınıf mücadelesini ve insanlığın kurtuluşunu aldığımız zaman elbetleki sorumsuzluktur.
Devrimci ve komunist sorumluluk, yukarıda örneğini verdiğimiz bireysel sorumluluğa tamamen zıttır. Çünkü devrimci sorumluluğun temeline toplumsallığı ve sınıf mücadelesinı koyarken, diğeri sorumluluğun temeline, bireyi koyar. Bazıları, toplumsal olanın bireysel olanı yadsıdığını düşünür. Bunun yanlış olduğunu belirtmeliyiz. Tersine toplumsal olan bireysel olanıda kapsar. ve onuda içerir.
Devrimci sorumluk ile devrimci kişilik arasında doğrudan bir bağlantı vardır. Devrimci sorumluluğu olan bir insan, devrim için yapılması gereken hiç bir şeyden kaçmaz. Kendini sürekli denetler, gözden geçirir, devrimci ideolojinin ve yönetimini gereklerine ayak uydurmayı, kendisinden devrim yapmayı ve kendini ileriye doğru çekmeyi amaçlar, onun mücadelesini verir. Bu sorumluluğu taşımadan, hiç kimse görev yüklenmeyi düşünmez.
Devrimci sorumluluk temelinde, değinilmesi gereken önemli bazı noktalar daha var; Bunlardan en önemlilerinden birisi, dert yanmadır. Yoldaşların bir çoğu, belli bir alanda yıllarca faaliyet yürütmelerine rağmen, kendi kafalarında sihirli bir örgüt yaratıyor ve bu sihirli örgütlen sürekli dert yanıyor ve yakınıyor. Örgüte şikayet ediyor ve şikayetinin ardı arkası kesilmiyor. Elbette örgüte şikayet edilecektir. Ama burada şikayet farklı bir hal almaktadır. Örneğin bir alanda gerilememi oluyor, kişiler arasında huzursuzluk mu var, verilen görevler yerine mi getirilmiyor, hemen en kolayını seçerek ya örgütün müdahale etmesi ya da adam göndermesi talep ediliyor. Kendine güvensizliğin ve kendi sorumluluğunun sonucu olarak, kendi bölgesinde sorunlar çıkıyor, büyüyor ve yumak haline geliyor, ondan sonra sızlanmaya ve dert yanmaya başlanıyor. Böylelikle kişisel ve örgütsel insiyatif, yaratıcılık ve bağımsız davranış köreliyor, ölüyor. Bu bir anlayış sorunudur.
Bu anlayışın temelinde, örgütle bütünleşememe ve iktidar bilincini kavrayamama yatmaktadır. Bu yoldaşlar nerede örgüt varsa orada iktidar bilincinin olduğunu ve örgütü kendilerinin temsil ettiğini bir türlü kavramıyorlar.
Diğer bir sorunda çekingenlik ve pasifizm. Ki bu da yukarıdaki anlayışın başka biçimde dışa vuruşudur. Bir çok yoldaş gazete satmak, bildiri dağıtmak, afiş yapmak ve yada kitlelere gitmede öne çıkmada zorlanıyor. İş aile,ekonomik durum vb.kaygısıyla, zaaflarından arınamayacağı kaygısıyla geride durmayı yada enerjisini kısım kısım vermeyi yeğliyor. Aslında bu yoldaşlar, düzen ile olan gerici bağlarını koparmak istemiyorlar. Hem düzen ile gerici bağlarını koparıp atmayacaksın, hemde en ileri devrimci söylevlerde bulunacaksın. Bu ikisi bir arada yürümez; ya biri ya diğeri. Bu ruh hali ne kendini ilerletir, nede peşinden gelenleri.
Elbette biz hayalci değiliz. Bu düzende yaşanan bir çok şeye ihtiyaç duyulacaktır. Herkesin her işi yapmasınada gerek yoktur. Bizim devrimci bir anlayışımız ve yöntemimiz var ve yaşamın her alanında, özgül olanı görüp politikayı onun üzerine bina etmeliyiz. Fakat bunu ters veya kendine uygun hale sokarak, devrimci sorumlulukların önünün tıkamak devrimcilerin işi değildir.
Çalışma tarzındaki darlık ve içe kapanıklık bu dönemde özel olarak aşmamız gereken sorunların başında gelmektedir. Çalışma tarzındaki darlık ve sığlıklar, günü kurtarmacılık ve yasak savmacılık aşılmadan istenilen bir gelişmenin yakalanması güçleşir.
 Elbette bu da bir anlayış ve yöntem sorunudur. O halde, değişmeye de önce anlayıştan ve sonra yöntemden başlamalıyız. Anlayışta devrimin ne bir hayaller dünyası nede geleceğe ertelenebilir bir uğraş olarak değil, günlük pratiğimizin hem devrime, hemde karşı devrime hizmet edeceğini unutmamalıyız. Devrim maddi bir gerçeklik olduğuna göre, günlük çalışmalarımızda devrim ve devrimci mücadele için yapacaklarımızda somut olmak zorunda.
Devrime ve örgüte sempati duymayı,''ben devrimden yanayım ''deyip platonik aşık olmaktan, yani soyut olmaktan çıkarmalıyız. Yinelemek gerekiyor ki, devrim ve devrimci mücadele somuttur. Dolayısıyla devrime ve örgüte bağlılık din bağlılığında çıkarmak, somut pratik bağlılığa ulaştırmak gerekiyor. Sorunun özeti şudur; yoldaşlarımız günlük olarak örgüt ve devrim için ne yapıyorlar ve ne yapıyorların yanıtı ne düşünüyorların yanıtını bize verir.
 Bizdeki bilinen çalışma tarzı şudur; dernek açmak, gelen yayınları dernek çeperinde dağıtmak, zaman zaman örgüt toplantılarına, yürüyüşlerine katılmak,dernek aidatı ödemek ve iki üç yılda birde 'gönlünden ne koparsa 'bağışta bulunmak. Ve her gün ve her yıl bunu tekrarlamak. Böyle bir çalışmanın ihtiyaçlarımıza hiç bir biçimde yanıt vermediği bilinmektedir. Kendini tekrarlayan bir devrimci çalışmanın ilerleme sağlamasıda güçtür. Burada üretken, yaratıcı, biri iki edecek yenilikçi ve dinamik bir çalışma tarzı yoktur. Oysa her çalışma alanında örgütün istemi şudur; sen devrime ne kadar insan seferber ediyorsun, ne kadar yeni ilişki yaratıyorsun ,eski ilişkileri ne kadar ileri taşıyorsun, ideolojik-politik çalışmaya ne kadar önem veriyorsun vb. Her bir yoldaş bu soruların yanıtını mutlaka kendinden bulmalı,örgüte bağlılığın kriterlerinin bunlar olduğunu bilince kazınmaldır.
 Planlamanın ve denetimin elele yürümediği bir yerde işlerin kör topal yürümesi kaçınılmazdır. Böylesi rastgeleci bir çalışmada verimli bir devrimci çalışmanın yaratılmasıda sağlanamaz. Denetim ve planlama politikanın eli-ayağıdır. Planlama ve denetim uyduğu taktir de bütün faaliyet nesnel olarak kontrol ve disiplin altına girer. Ama maalesef planlama ve denetimini hem iyi yapılmaması ve hemde iyi yapıldığı zaman dahi pratikte buna uyulması sonucu laçkalık gösteriyor. Bu, zorlama ve baskı unsuru olan disiplindir? Ne yazık ki bu disiplin işlemediği ve işletilmediği zaman,diğer zaaflarında çoğalmasıyla birlikte,yozlaşmanın da içinde olduğu her türlü kötü şeylerin doğasının zemine oluşmuş olur. Peki denetimden ne anlamalıyız? Kendi içinde ikiye ayrılan iki tür denetim tarzı vardır; birincisi; bireyin kendi kendini denetlemesi. Bireyin başkalarını denetlemesi ve ikincisi; altın üstü, üstün altı denetlemesi. Bu denetim türürünün hiç biri gereksiz değildir, öyle olsaydı, bunlar kavramsızlaşırdı.
Bu denetim türlerinin hangilerini ne kadarını uygulayabiliyoruz. Denetleme de yetersiz kalıyoruz, zamanında ulaşılamıyor ve denetleme yaparken ilkelere uygunda hareket edilmiyor. Fakat hataların yığılmasında örgütün kadro ve tabanın teorik-politik geriliğinin önemli etkileri oluyor. Denetim gidişatın ne yönde gittiğini ortaya çıkarır , gerektiğin de doğrudan ve dolaylı müdahalede bulunur, yardım eder destek sunar, genel politikayı kavratır ve bölgeler arası ilişkiyi sağlar.Ama alanlarda insanlar işin gereklerine uygun davranmada problem yaşıyorsa denetimin bu durumda pek etkili olmasıda beklenemez.
Bilindiği gibi devrimci çalışma gönüllü bir çalışmadır. Gönüllü çalışmada taraftar kazanmanın yolu, eleştiri özeleştiriden geçer. Devrimci disiplinin olduğu yerde,eleştiri-özeleştiride varolmalıdır, bunlardan biri eksikse burjuva hastalıkların dan sekterizme yada liberalizme götürür. Eleştiri-özeleştiri yoldaşlar ve dostlar arasında ikna etme ve ikna olma yöntemidir. Bu konuda yanlışlar yapılmışsa, yanlış yapana doğrular gösterilir, yanlışın kaynağı ortaya çıkarılır, bu eleştiridir, yanlış yapan yanlışını görür bu da özeleştiridir. Eleştiri, özeleştiri bir yıkma parçalama yöntemi değil,düzeltme ve birleştirme yöntemidir.
  Ne varki bizde eleştiri, özeleştiri oldukça yozlaştırılmış ve ayağa düşürülmüştür. En başta eleştiri- özeleştiri yerinde ve zamanında yapılmıyor. İş yapıldıktan sonra değerlendirmeside olacaktır. Biraz sabır gösterip örgüt içinde eleştirmek yerine rastgele veya ayak üstü eleştiri yapılır, tabiki bu tahribkar ve eksik olur. Böyle bir durumda özleştirinin fazla bir değeri kalmıyor.- Eleştiri-özeleştiri aynı zamanda bir eğitim aracı olmalıdır. İnsan en iyi kendi pratiğinden öğrenir. Kollektif bir faaliyette hatalar kişi temelinde yapılsada,örgüt içinde açığa çıkarıldığında hem hatayı yapan kişi ve hemde diğerleri doğruları öğrenir; teorik-politik tecrübeler kazanır. Dolaysız tecrübeler kolay kazanılmaz. Bazen on yılda kazanılmayan tecrübeler,bir kaç gün yada ayda kazanılır ve bunlar acı deneyler de içerebilir.Dolayısıyla,kendi doğrularından ve başkalarının doğrularından,kendi yanlışlarından ve başkalarının yanlışlarından öğrenmesini bilmeyen veya en azından böyle bir çaba içinde olmayan bir yoldaş boşuna devrimcilik yapmasın,onun geleceği yoktur.
  Eleştiri yaparken sekter, tahripkar ve yıkıcı olmak, özeleştiri yaparken yanlışlarda ayak diremek, bağnazlaşmak veya gurur sorununa indirgemek çok kötüdür.Böylesi eleştiri yapanlara da sormak gerekir. ''Siz kim adına ne için eleştiriyorsunuz, özeleştiri yapıyorsunuz? Kendi adınıza ve kendiniz içinmi,yoksa devrim ve halk adına, devrim ve halk için mi? Cevap kesinlikle şu olacaktır; ''halk adına ve devrim için''. Peki ama proletarya ve emekçilerin eleştiri yöntemi bu değilki. O halde yersiz zamansız ve aşırı düzeyde eleştirmek, özeleştiride bağnazlaşma proletarya ve emekçilerin devrim ve sosyalizm davasına zarar verdiğini görüp,bilince çıkaralım.
Özeleştiri iki türlüdür; birincisi kişinin kendi kendini sorgulayıp cevaplamasıdır,ikincisi ise kişinin başkalarını cevaplamasıdır. Devrimci olan,devrim için iyi şeyler yapmak isteyen her insan,eleştiri,özeleştiriyi ilk önce kendi içinde hergün sürdürmelidir. Devrimci insan iş yapar.lnsanın yaptığı işler üzerine mutlaka düşünmeli,kendi kendini eleştirmeli,özeleştiri yapmanın eleştirel sorgusunu yanıtlamalıdır. Fakat böylesi durumlarda bazen eleştiri rencide edilir.Özeleştiri kavramında da anlaşıldığı giib,''özeleştiri kendi özünü eleştirmek,özündeki yanlışı görmektir''. Bazıları bunu yapma adı altında daha çok yanlışa saplanarak işi içinden çıkılmaz hale getirirler. Çelişkiyi kendi özünde arayacağı yerde dışarıda aramaktan geri durmazlar.
  Dahada önemlisi her gün kitleleri kazanma ve onları devrimci mücadeleye seferber etme üzerine sıklıkla durmamıza rağmen, bunun gereklerine uygun hareket etmede olumlu bir gelişme katettiğimiz söylenemez. Bırakalım kitlelere sürekli ve sistemli bir şekilde gitmeye kendi çeper ve çevre ilişkilerimize bile doğru düzgün gittiğimiz söylenemez. Durum böyle olunca kitleleri kazanma ve onları devrimcileştirmede söylenen sözler gökkübbe altında hoş seda olmaktan öteye gitmiyor.
 Hem kitleler adına hareket edeceksin ve hemde ona gitmekten kaçacaksın.; hem devrim için yola çıkacaksın hemde devrimin eseri örgütlenmesi ve mücadeleye seferber edilmesi için inadına bir çabaya girmekten uzak duracaksın. Bu düşünce tarzı devrimci değildir ve kitlelere tepeden bakan bürokratik küçük burjuva dar kafalılığıdır. Ya küçümsenen sıradan emekçileri kazanarak devrime seferber edeceksin , yada bırakıp burjuva yaşamına döneceksin. Burda iki yol dışında üçüncü bir yol yoktur. Düzenli ve sistemli bir kitle çalışması içinde olmayan bir devrimci hareketin kitleleri etkileyerek harekete geçirmesi ve işin gereklerine göre hareket etmesi beklenemez.
Yaşamda hergün yeni gelişmeler oluyor.Bu gelişmelerin tüm nedenlerini ve sonuçlarını sıcağı sıcağına kitlelere taşınmazsa,amaçları günlük gelişmeler içinde ortaya konmuyorsa kitleleri örgütlemek laf olmaktan öteye gitmeyecektir.
  Kitlelere gitmeyen ve onlarla aynı havayı teneffüs etmeyen kişinin, hem ideolojik ve hemde politik olarak gelişmesi güç olur. Kitle çalışması kişileri her bakımından eğitir ve tecrübe,deneyim kazandırır. Kitlelerle yüzleşmeyen birisi, herşeyden önce kitleleri tanımaz. Onların istemlerini,düşüncelerini, geleceğe olan güven veya güvensizliklerini bilemez,dolayısıyla çare ve yol göstermede acemilik çeker, zorlanır. Kitle pratiği olan birisi ise ,basit ve kaba kulaktan dolma bilgilerle kitlelere gidelemeyeceğini, daha somut görür,eksikliklerini iyi keşfeder devrimcilere karşı yargı derecelerini anlar. Bunun sonucu olarak kitlelerin ihtiyaçlarına yanıt olmak için,okumaya- araştırmaya önem verir, bilgi kapasitesini sürekli geliştirir ve genişletir. Yine kitle pratiği olan birisi, kitleler içinde olduğu gibi genel olarak davranışlarını oto kontrol altında tututar ve yanlış yapmaktan sakınır.
  Keza, eleştiri-özeleştiri silahı doğru olarak kullanılıp kullanılmaması, örgüt içinde yoldaşlar arasındaki ilişkilerinde iyi yada kötü yolda oluşmasını belirler. Yoldaşların bir çoğu birbirine açık değil. Birbirine karşı açık olmayanlar örgüte karşıda açık olmazlar. Yoldaşlık ilişkileri ciddi ölçüde zayıflamıştır.Yoldaşlar arasında ilkeli davranma, karşılıklı sevgi,saygı, hoşgörü vb. gibi devrimci insani özellikler büyük oranda tahrip olmuş durumda ve ekonomik olarak aşırı bir bireycileşme ve mülkiyetçilik duygusu gelişmiştir.
  Tüm bu ve diğer zaafların gelişip bünyemizi sarması, kendimizi devrim ve sosyalizm mücadelesine dolu dolu verememekle bağlantılı bir durumdur. Bu olumsuzlukların hızla aşılması ve sağlıklı ve sağlam bir devrimci çalışmanın oturtulması, ilke ve kuralların bir bir pratiğe sürülmesi her bir yoldaşın duyargalarını artırma ve işe önce kendisinden başlayan düzeltme çalışmasına girişmeyle olacaktır. Bunun için gelinen durumda devrimci bir bilinç ve irade oluşmuş durumda. Bu sağlam zemine basarak ilerlemeli ve geleceğin sağlam örgütünü inşa etmek için hücum ruhuyla ileri atılmalıyız.     

 
İlgili Bağlantılar
Haber Puanlama
Seçenekler
Эlgili Konular

Analiz Polemik

Üzgünüm, bu yazı için yorumlar aktif değil.
 
PHP-Nuke
Sayfa Ьretimi: 0.08 Saniye