DHB ARŞİV SİTESİ
Ana Menü
Anket
MLKP’NİN BÖLÜNDÜĞÜNÜN SOMUT BELGELERİ
Haberler
MLKP’NİN BÖLÜNDÜĞÜNÜN SOMUT BELGELERİ

DHB’nin Kısa Notu
Uzun zamandan bu yana MLKPde iç tartışma ve ayrışmaların yaşandığına dair bilgiler geliyordu.Hatta bazı yerlerde bu gelişmelerle ilgili sözlü bilgilerde aktarılmıştı. Ama somut belgeleri olmadan böyle hassas konulara ilişkin olarak bir şeyler yazmayı doğru bulmadık.Nitekim gelinene durumda MLKP'deki bu bölünme kendilerini,””MLKP/YKH olarak ifade etmiş ve ayrılık sürecini ve iç tartışmalarını yayınlayan iç yayın organı ve bröşürlerle neden ayrıldıklarını orataya koymuşlar. Yani MLKP'nin 'birleştirici ve birlik devrimi ' bir kez daha güme gitmiş ve böbürlenmenin hiç de doğru olmadığı ortaya çıkmıştır.MLKP'de ayrılanlar MLKP önderliğinin kendileri hakkında ölüm dahil her türlü saldırıyı göze aldıklarını söyleyerek dün kendilerinin KP-İÖ’lülere yaptıklarının bugün kendilerine döndüğünüde böylece ortaya koymuş oluyorlar. Ayrılan kesimin ayrılıkları daha çok örgütsel-pratik sorunlar ,kitle çizgisi –legal-illegal çalışma bağı ve örgüt işlerliği vb. üzerinde şekillenmiş olsada aslında daha önceden söylemiş olduğumuz farklı çizgilerin uygun ortam bulduğunda MLKP’den kopuşu olarak değerlendirmek daha bir yerinde olacaktır.Kuşkusuz ki bir akımın ileriye doğru sıçrayışını ifade etmeyen bölünme ve ayrışmayı doğru bulmayız.Ama MLKP zaten çorba bir örgüt durumunda olması nedeniyle bu ayrışmanın yaşanacağı önceden belliydi. TKİH kökenli kadroların başını çeken bu ayrışma aynıları aynı ayrıları ayrı yerde toplamaya devam ettiğini gösteriyor. MLKP önderliğinin yine yalan ve demegojiyle “bizde böyle bir ayrışma yaşanmadı,bir kaç kaçkın ve çürümüşün son çırpınışları” vb. yönlü haması açıklamalarla gelişmeleri kadro ve devrimci kamuoyunda gizlemeye yöneleceği açıktır.Ama haber alma olanaklarının bu kadar gelişmiş olduğu Türkiye gerçekliğinde bu ayrışmayı gizlemesi ve zorbalıkla bastırmasının zor olacağını söylemeliyiz. Aşağıda MLKP'de kopuşu somutlayan belgeleri yayınlayarak herkesi gerçekleri araştırma ve teslim etmeye çağırıyoruz. Yaşam her geçen gün KP-İÖ’yü doğruluyor ve söylediklerini bir bir tanıtlıyor.Okurlarımızın bilgisi olması nedeniyle gelişmelerle ilgili İndymedia yayınlanan belgeleri okurlarımızın bilgisine sunuyoruz.


İŞTE MLKPden Kopan MLKP/YKH’nın Çıkarmış Olduğu “Proletaryanın Sesi” Yayın organından;
“MLKP-YKH’nın Merkezi Yayın Organı (MYO) “Proletaryanın SESi”’nin yeni sayısı çıktı. Eylül-Ekim sayısı olarak yayınlanan dergide şu yazılar yer alıyor.


-Sunu
- Öncülük Sorunu, Tasfiyecilik ve Dönekliğin Gerçekleşme Yöntemi ..Sf: 1, 3-12
-Tasfiyeciliğe ve Oportünizme Karşı Mücadeleden Bölümler/Belgeler -“(...)Cesaret Ve Kararlılıkla İlerleyelim”...Sf: 20-24
-Şehitlerin İzinden:Bir Önder Bir Devrim Hamalı: Hüseyin Demircioğlu...Sf: 25-30
-Kurucu Süreç, Kadrolaşma ve Örgütlenme Mücadelesi...Sf: 13-15
- “Zorunlu Bir Açıklama”...Sf: 16-19
-Bir Anı, Bir Film ve Faşizm Gerçeği...Sf:31-33
-Yılmaz Güney Yaşıyor!...Sf: 34-36
-Devrimci Pratiklerden....Sf: 39
-Okurdan Mektup Var!...Sf: 37-38




Küçük bir tanıtım için Sunu yazısını olduğu gibi yayınlıyoruz.

"Proletaryanın Sesi’nin 2. sayısıyla karşınızdayız. Bu sayıda sayfa sayısını epeyce artırmak zorunda kaldık. Konu çeşitliliği arttı. Ulaştırılamayanlar için bir haberi buradan duyurmuş olalım. “11. Kavga Yılı Broşür Dizisi” adı altında, PS özel sayısı olarak iki broşür yayınlandı. Birinci broşür, “Niçin Savaşıyoruz, Neler Söylüyoruz?” başlığını taşıyor ve programımızın propagandasını kitlelere ulaştırmayı hedefliyor. Bu çalışma aynı zamanda, MLKP-YKH özgünlüğünü kavrayamayan ve “hali hazırda bir oluşum, hareket durumundaysa programı da olmaz” kaba, mekanik düşünüş tarzına da pratik bir yanıt teşkil ediyor. İkinci broşür, partimizin tarihinin devrimci eleştirel değerlendirmesini konu alıyor; MLKP-YKH’nın doğuş koşullarını ortaya koyuyor, hedeflerine vurgu yapıyor. Bu iki çalışma aynı zamanda, “Yeniden Kuruluş Hareketi” mizin bu yıl ki 10 Eylül’ü ele alış tarzını ve faaliyetinin içeriğini yansıtıyor. MLKP-YKH’nın yakıcı ve kaçınılmaz bir ihtiyacın ürünü olduğu fikrinin kitlelerle buluşmasını sağlayan ilk temel ürün PS oldu. İçeriği konusunda en anlamlı değerlendirme, “PS, uzun süredir kaybettiğimiz şeyle, MLKP’nin devrimci döneminin bilinci ve ruhuyla yeniden buluşmamızı sağladı” sözlerinde ifadesini buldu.
"Daha büyük çabalar için gereken gücü, doğru yolda olduğumuz inancından almaktayız" (Lenin). Yol gösterici parolamız budur. Bunun içindir ki, tasfiyeciliğin ve kader ortağı oportünist uzlaşıcılığın MLKP-YKH ve kadrolarına dönük kara çalmalarına yalnızca gülüp geçiyoruz. “Ankara” ve “Ulucanların” ölümsüzleri Hüseyin, Abuzer ve Özgür’ün içimizi ısıtan sımsıcak anıları arasında buluyoruz kendimizi. Ve, bu filmi MLKP MİYO sayı 94’te izlemiştik, diyoruz. “Doğru yolda olduğumuz inancı”yladır ki, “binlerle yapamadığımızı onlar birkaç kişiyle mi yapacaklar?” sözlerini tasfiyeci yitikliğin bir yansıması olarak görüyoruz. Bunun içindir ki, komünistlerin, tasfiyeciliğe karşı ideolojik mücadele kapsamında komünist kadrolara ve kitlelere saklı tutulan gerçekleri açıklama tavrına, en bayağı ithamlarla karşılık verdiklerinde, “anlaşılan bunlar kendilerini peygamber, kendi saflarında kalan insanları bir ‘mümin’ topluluğu olarak görüyorlar” demekten kendimizi alamıyoruz ve içine düştükleri acizlikten “şaşkınlığa” düşüyoruz. Kendi yönetimi altındaki insanlara dönük yayınladıkları belgeyle yalnızca bir “şeytan” icat etme çabasına girmiş olmuyorlar, aynı zamanda “şeytan taşlama” ve cinayet işleme/işletme bilinci ve ruhunu geliştirme uğraşılarını görüyoruz. Ve bunun için ki bu durum karşısında, “işte kendini kaybediş ortamında suçlunun kendini ele vermesi, işte oportünizmin devrimci marksist kadrolar karşısında varacağı son nokta” değerlendirmesini yapıyoruz ve bir kez daha “iyi ki, daha fazla gecikmeksizin bunlarla bağlarımızı kopardık ve yeniden bir kuruluş faaliyetine giriştik” sözleri bilincimize ve duygularımıza tercüman oluyor.
Yeni sayımızın içeriğine gelince, ağırlığı tasfiyeciliğe ve oportünizme karşı mücadeleye verdik. “Zorunlu bir açıklama” tasfiyecilik ve oportünizmin MLKP-YKH’ya saldırı politikasıyla neleri amaçladığını yeterince ortaya koyu-yor. Çöküş ile diriliş; “eski”yen ile “yeşeren” arasındaki kavganın tüm izlerini görmek mümkün. Orta sayfada 14 Şubat 2002 tarihli, MK’ya dönük kaleme alınmış bir yazıyı okuyacaksınız. Örgütsel bir kuruluş çalışmasının sorunlarını işlemek ve yol gösterici perspektifler oluşturmak, pratik çalışmalarımızın bir ihtiyacı olarak PS’nin gündemlerinden birini oluşturdu. Komünistlerin kendi pratik deneylerini sistemleştirme ve soylulaştırma perspektifinin ürünü olarak ortaya çıkan “duvar yazılamaları” başlıklı yazıyı, 37. sayfada okuyacaksınız. Bu yazının, bir PS okuru tarafından yazılması daha da anlamlı. Geçen sayıda verdiğimiz bir sözdü; sözümüzü tuttuk ve komünist önder Hüseyin Demircioğlu yoldaşı daha geniş bir çalışmayla ele aldık. Komutan A. Haydar yoldaşı gelecek sayıya bıraktık. “Devrimci Pratikler” başlıklı sayfada doğrudan MLKP-YKH adına yapılan eylem haberlerini okuyacaksınız. Ölüm yıldönümünde Yılmaz Güney’i ve Abuzer Çat yoldaşı unutmadık.
PS’yle randevunuz Kasım’da. Unutmayın. Biz şimdiden yeni gündemlerle karşınızda olmanın heyecanını yaşıyoruz. Komünist coşkuyla merhaba!

(Güvenlik kodu:3456GD3)
Özel Açıklama:
Kamuoyuna,
İndymedia ortamında sıklıkla karşılaşılan yalan haber, yorum ve açıklamalardan korunabilmenin/koruyabilmenin bir yöntemi olarak “güvenlik kodu” (GK) sistemini kullanmaktayız. İndymedia ortamına gönderdiğimiz her haber, yorum , yazı ve açıklamanın vb. bir GK olacaktır. Kamuoyuna yayınlanan her GK’nin hangi haber, yorum, açıklama vb. için kullanıldığı bizde arşivlenmektedir. GK kullanılarak yayınlanan yazılar arasından da kafalarda şüphe oluşmasına neden olan “şey”ler olursa ve öğrenilmek için aşağıda verdiğimiz mail adresine bildirilirse, makul bir zaman içinde (kurumsal olarak soranlara kesin olarak, bireysel düzeyde olanlara ise ihtiyaç görülürse) yanıt verilecektir. (Burada güvenli kodunun yazılması yeterli olacaktır. Ya da pratikte doğrudan yüz yüze gelinen alanlarda kesinleştirme imkanları olacaktır.”
Not: Aşağıdaki yazı MLKP-YKH’nın MYO olan Proletaryanın Sesi’nin Eylül-Ekim/ 2. sayısının başyazısı olarak yayınlanmıştır. PS’den olduğu gibi aktarıyoruz.


Öncülük Sorunu, Tasfiyecilik ve Dönekliğin Gerçekleşme Yöntemi


Komünist-devrimci önderlik sorunu, Türkiye ve Kuzey Kürdistan işçi sınıfı ve emekçilerinin kurtuluş mücadelesinin temel sorunu olmaya devam ediyor.
Uzun bir aradan sonra kendiliğinden işçi hareketinin yükselişiyle karşılaşı-yoruz.Özelleştirme saldırısına konu olan işyeleri ve sektörler düzeyinde mücadelenin sıçrayışına tanık oluyoruz. İzmit SEKA direnişi, işçi sınıfına yol gösteren bir “kıvılcım” oldu.
Büyük direniş işçi sınıfının gücü hakkında, emekçiler ve ezilenler üzerinde olumlu bir intiba bıraktı. Ülkenin bir çok yerinde patlak vermesine rağmen, özelleştirme karşıtı mücadeleler içinde komünistlerin etkisi kayda değer değil. İşçi sınıfının yeniden yükselişe geçen kendiliğinden hareketinin sunduğu olanakların değerlendirilememesi sorunu ve hareketin yenilgisini koşullayan içsel zaafları, haklı olarak dikkatleri komünist öncülük sorununa çekiyor.
Kürt ulusunun tüm temel istemleri sömürgeci-faşist rejimin inkar ve imha siyaseti ile yanıtlanıyor. Toplumsal çelişkileri en derinden yaşayan Kürt işçi ve emekçileri, Batman örneğinde olduğu gibi, ulusal demokratik haklarını daha büyük bir kararlılıkla ve serhildanlarla ileri sürmenin sinyallerini veriyor. Hareketin komünist-devrimci önderlikten yoksun olması en büyük açmaz.
Gençlik hareketi, faşizm, okul idaresi ve ülkücü faşist saldırılarının kıskacında. Birleşik, militan ve örgütlü genel bir karşı koyuş zorunlu; ancak, komünist-devrimci önderlik sorununun çözümlenememiş olması ve oportünizmin komünist gençlik örgütlemesine verdiği onarılmaz zarar, sürecin oldukça sancılı geçmesine neden olmaktadır.

İşbirlikçi burjuvazi ve devlet, “kamu reformu yasası”nı adım adım uyguluyor. Kamu emekçileri hareketi, burjuva liberalizmi ve küçük burjuva reformist önderliği altında sürekli güç kaybetmeye devam ediyor. Sermaye, faşizme ve sarı sendikacılığa karşı, tabanda içten içe mücadeleci bir eğilim gelişiyor; ancak, komünist-devrimci öncülük/öndelik açmazı temel handikap olmaya devam ediyor.
Emperyalizme bağımlılığın çok daha kapsamlaşması ve burjuva devletin enva-i çeşit soygunu altında yıkım ve geleceksizliği iliklerine kadar yaşayan emekçi ve yoksul köylülük, demokratik bir köylü hareketinin özgün mesajlarını sunuyor; ancak, devrimci-komünist öncülük eksikliği bu kesimi demoktarik-devrimci mücadele cephesine dahil etme umutlarının boşta kalmasını doğuruyor.
Sömürüyü ve toplumsal sefaleti iliklerine kadar hisseden işçi ve emekçi kadınlar, özlemini çektikleri siyasal özgürlük ve sosyalizm mücadelesinde kendilerine yol göstermeyi umut ettikleri komünist-devrimci öncü ile buluşamamanın acılarını derinden yaşıyor. Devrimci komünist öncülük ve önderlik sorunun çözülememesi siyasal ve toplumsal sorunlar karşısında güçlü bir demokratik kadın hareketinin örgütlenememesine neden oluyor.
Başka her hangi bir açıdan değil, yeni bir başlangıç yapmasının zorunlu kıldığı hassasiyetler bağlamında belirtmeliyiz ki, faşizmin ve sermayenin çok yönlü ve kapsamlı tüm saldırılarına rağmen devrimci ve komünist mevzilerde tutunmayı başaran ve kitlelerin öncülük/önderlik ihtiyacına yanıt olmak için içtenlikli ve iradeli bir çaba içinde olan örgüt ve partiler vardır. Ancak, tüm bunlar işçi sınıfı, emekçiler ve Kürt ulusunun devrimci-komünist önderlik ihtiyacına bir yanıt oluşturmazlar.

II.
Görüşümüz odur ki, Türkiye ve K. Kürdistan devrimci komünist hareketinin üç şeye ihtiyacı vardır.
1- Teori, program, strateji ve temel taktikler (çizgi) ile ideolojik alanda tam bir netleşme sağlamak.
2- Hedef kitlesini kavrayacak, adına layık devrimci faaliyetler zemininde devrimci örgütler kurmak.
3- Gerçek bir sıralama için en önde tutulması gerektiğinden şüphe duyulmayacak olan, güven verici, ciddi, tutarlı ML bir eleştiri/özeleştiri hareketi geliştirmek.
Açıklayıcı notlar babında şimdilik şunları söylemek yeterlidir.
Devrimci eleştiricilik, epeyce biriken ideolojik enkazı, “çöp”lüğü temizlemek, devrimci olana alan açmak için gereklidir. Özeleştiri yeteneği, kitlelerle ilişki alanı içindeki önemini dışta tutarsak, ML olmayı ya da kalmayı başarabilenlerin bilincini keskinleştirir, iradelerini güçlendirir, sorunlara doğru temelde yaklaşmak ve çözümlemek olanağını kuvvetlendirir.
Çizgide netleşmekten, revizyonizm ve oportünizmin yarattığı bilinç kirlenmesi ve fikir kargaşalığının ortadan kaldırılması, ML ilkelerin saflığını koruması ve propagandası, kapitalist-emperyalist sistemdeki yeni değişikliklerin tam bir diyalektik materyalist bilinçle çözümlenmesini anlıyoruz.
Devrimci örgütten, altını çizerek belirtmeliyiz ki, asıl olarak gizli örgütü anlıyoruz. Kitlelerin devrimci eylemini illegal örgütlenmiş komite, hücre, çalışma grubu vb. örgütleyebilir. Bu nitelikte bir savaşımın, istikrarlı ve gelişen bir rotada ilerlemesini bu tarz bir örgütlenme çizgisi güvenceleyebilir.
Devrimci örgütten anladığımız ya da özel olarak vurgulama ihtiyacı duyduğumuz diğer bir yön, Merkez Komite’den en alta kadar örgütün dikey bir hiyerarşi içinde gizli olarak teşkilatlandırıldığı, politik, örgütsel ve askeri faaliyetlerin bu temel hiyerarşi içinde karara bağlandığı ve uygulandığı Leninist tarzı anlıyoruz. Fabrikalar ve işletmeler; mahalleler ve sokaklar; okullar ve yurtlar; sendikalar ve kitle dernekleri vb. yerleri, çizginin kitlelerle buluşturulduğu ve maddileştirildiği dolayısıyla devrimci örgütlerin yaşam bulduğu toprak olarak görüyoruz. III.
İçinden geçtiğimiz Eylül ayı vesilesiyle, farklı tarihsel koşullarda yaşanan üç gelişmeyi öncülük/önderlik sorunu bağlamında ele almak istiyoruz. Komünist (ve devrimci) hareketin tarihindeki tasfiyecilik ve oportünizmin kaynaklarının hatırlatılması bağlamında önemlidir. Komünist hareketin farklı tarihsel koşullarında yaşanmış olsa da, devrimci çizgiden burjuva kampına dönüşün tipik ayırt edici yöntemlerinin açığa çıkarılması için de böyle bir çaba ya girişmenin yararlı olduğu fikrinde-yiz.
Sonunda söylenecek olanı en başında belirtelim. Önce sürecin başarılı kavranışı ve devrimci yanıt olma doğrultusunda başarılı bir devrimci gelişim çizgisi görüyoruz. Sonra çizgide netleşememe, devrimci örgüt zayıflığı ve liberal-reformcu içsel zaaf hastalığına tutulma ortamında düşmanın örgütsel ezme operasyonlarının başarı kazanması ve genel olarak burjuvazinin topyekün bir gerici-faşist terör saldırısı döneminin neden olduğu bir örgütsel-pratik (gizli liberal reformcu siyasal) yenilgi. Devamında ya oportünist-geri unsurların öne geçmesi ya da yenilgi koşullarında oportünizmin delikanlılık çağını/masumluğunu aşarak olgunlaşması, tasfiyecilik düzeyinde sistemleşmesi ve örgüte hakim olması sürecine tanık oluyoruz. Bir maskeli balo (revizyonizm) dönemi ve burjuvazinin sunduğu dönemsel “havuç” politikası ikliminde “gemi”nin burjuvazinin güvenli legalizm-reformculuk limanına oturtulması.
Mustafa Suhpi ve Ethem Nejat yoldaşların önderliğindeki TKP, 85 yıl önce 10 Eylül’de kuruldu. Bakü’de gerçekleştirilen kongre ile farklı komünist örgütlerin birliği sağlandı.
3. Enternasyonalin ve Bolşevik Partinin desteğini alan parti, ülke içindeki faaliyetlerini güçlendirmek ve anti-emperyalist devrime önderlik etmek ve sosyalist bir toplum kurmak hedefiyle Anadolu’ya güçlü bir dönüş yapma kararı aldı ve uygulamaya koydu.

Mustafa Suhpi yoldaşın ilk Genel Sekreter seçildiği TKP, Türkiye işçi sınıfının ilk komünist partisi olma niteliği taşıyordu.
Mustafa Suhpi yoldaş on dört can yoldaşla birlikte ülkeye giriş yaparken, Kemalist burjuvazinin Osmanlı’dan devraldığı bir kontr-gerilla saldırısıyla Karadeniz’in karanlık ve derin sularında kaybedilerek katledildiler. TKP’nin devrimci komünist önderliğinin imhası işçi sınıfının komünist hareketinin yok edilmesi, oportünizmin TKP’ye hakim olmasını beraberinde getirdi. Bazen güçlenen bazen diplere vuran bir komünist-devrimci eğilimi ve kadroları bağrında taşısa da, TKP oportünizm ve sosyal-şovenizmin egemenliğinden hiç bir zaman kurtulamadı. Böylelikle 1. ve 2. dünya devrim dalgası Kemalist rejimin gerici diktatörlüğü ve faşizan uygulamaları altında, ancak asıl olarak TKP revizyonizmi ve oportünizminin egemenliği nedeniyle değerlendirilemiyordu.Balkanları, Kafkasları ve Rusya’yı işçi sınıfının ve halkların özgür ve mutlu diyarına çeviren devrim ve sosyalizm güneşi, Anadolu’nun üzerindeki kara bulutlar nedeniyle bir türlü ülkemizi ısıtıp, aydınlatamıyordu.
Önce haklı bir kurtuluş umudu ve işçi sınıfı ve halkların yüreğinde heyecan fırtınası yaratan ileriye doğru bir gelişme,arkasından proleter devrimci siyasi uyanıklığın liberal burjuvazi karşısında yitirilmesiyle egemenlerin bir katliam ve zulüm politikasıyla amaçlarına ulaşması ve sonunda komünist parti içindeki işbirlikçi sınıf siyaseti ve ideolojisinin egemenlik kazanması.
25 yıl önce, yine bir Eylül ayında Türkiye ve K. Kürdistan işçi sınıfı ve emekçilerinin devrimci mücadelesi 12 Eylül faşist darbesiyle yanıtlandı.
ML’den ciddi etkilenmelerine rağmen, uluslararası alanda öne çıkan Çin, Küba ve diğer Latin Amerika ülke devrimleri ve devrimci önderlerinin ideolojik-teorik-siyasi çizgilerine damgasını vurduğu 71 devrimci çıkışı, 50 yıllık TKP-TİP oportünizmi ve parlamentarizmine güçlü bir devrimci tokattı. 50 yıllık maküs tarihe böylelikle bir son verilmiş, yepyeni bir sayfa açılmıştı. İktidarı yıkma bilinci ve iddiasına sahip, söz ile eylemi arasında tam bir tutarlılık bulunan iradeli kadrolar, gruplar vardı artık. Faşizm, 71 devrimci çıkışını katliam ve zulüm politikasıyla yanıtladı. Bir önderler kuşağı imha edildi. Hareketlerin diğer ileri gelenlerinin ezici çoğunluğu zindanlara hapsedildi. 71 devrimci önderlerinin ektiği tohumların işçi sınıfı, emekçiler ve Kürt ulusu içinde büyük bir taban bulması için çok zamanın geçmesi gerekmedi. 74-80 devrimci yükseliş dönemine bu üç hareketin siyasi geleneğinden gelenler damgasını vurdu. Ancak, bir sorun vardı; faşizmin katliam, işkence ve zindan politikası ve pratiği hareketlerin içinde yer alan bir çok önderin iradesini fazlasıyla çözmüştü. Halkın ve kendi gücüne güvenin yerini Karaoğlan’lı CHP sempatisi alıyordu. Önce siyasi tutsakların dışarı çıkmasını sağlayan “af”, arkasından kitlelerin devrimcilere dönük muazzam akışı bu kadroların gerçekliğinin ortaya çıkmasına izin vermedi. Süreç bu önderlerin büyük bir kısmının örgütlerin içinde kalmasını getirdi. Tüm bunların siyasi mücadelede neden olduğu büyük bedeller oluyordu. Sürecin ilk faturası liderlerin ve merkezlerin sağ oportünist duruşlarının neden olduğu bölünmeler biçiminde oluyordu. İkincisi, iktidar bilinci, devrimci irade gücü ve pratik tutarlılık alanında bir nitelik kaybı yaşanıyordu. İktidar bilinci kaybının kaçınılmaz sonuçları olarak, devrimci kendiliğindencilik ve sol lafazanlık, örgütler arası eylem birliğinin yerinin grupçu rekabetin alması sürecin dikkat çeken zaaflarıydı. Bu siyasi irade kırılması ve sağ oportünizm hastalığının, kaçınılmaz olarak kendisini gösterdiği diğer ayırt edici bir nokta, devrimci örgütlenmenin yerini çoğu durumda legal dergi çevrelerinin almasıydı.


Hiç kuşku yok ki, 74-80 sürecinin birçok noktadan devrimci-komünist harekete kazandırdığı gelişmeler, başarılar olmuştur. Devrim ve sosyalizm propagandasının ülkenin her tarafında yaygınlaştırılması, sivil faşist MHP’ye ve faşist devlet güçlerine karşı girişilen silahlı eylemler, işçi sınıfı içinde kayda değer direnişlerin örgütlenmesi vb. biçiminde çoğaltabiliriz. Tüm bunlar arasında sürecin en önemli niteliksel kazanımı, komünist hareketin yeniden doğuşu ve gelişimiydi. Yazımızın mantığı ve konu seçiminin sınırlarına bağlı kalarak ilerleyelim. 12 Eylül faşist darbesi yalnızca 80 öncesi devrimci ve komünist hareketinin zaaflarını çarpıcı biçimde deşifre etmekle kalmadı, kapsamlı ve derinlikli bir tasfiyecilik dalgasının da başlangıcını oluşturdu. İstisnaları dışta tutarsak, darbenin karşısında sergilenen genel teslimiyetçi tavır, tasfiyecilik dalgasının köklü ve muazzam bir yıkıcı etki yaratmasına neden oldu. 25 yıl geçmesine rağmen, bugün yaşadığımız tasfiyecilik ve oportünizm hastalığının ana kaynaklarından biri darbeyle birlikte yaşanan teslimiyet ve yenilgi sürecidir. Neden iddialara uygun bir devrimci duruş ortaya konulamadı? Edirne’den Kars’a her tarafı kasıp kavuran “örgüt”lere ne olmuştu? 12 Eylül darbesinin sonuçları şahsında yenilgiye uğrayan hangi zihniyet ve örgütsel-pratik zaaflardı?
Bu sorular komünist-devrimci hareketler tarafından yenilgi koşullarında kuşkusuz çok soruldu, tartışıldı. Anlamlı, devrimci sonuçlar da çıkarıldı. 25. yıl dönümü vesilesiyle tüm devrimci, komünist kadroların ve örgütlerin bu gerçekleri hatırlaması/hatırlatması ve devrimci yanıtlarını ortaya koyması önemlidir. Eski kuşakların devrimci hafıza tazelemesi, genç kuşakların ise eğitimi bakımından sürecin bu yönlerinin irdelenmesinde sayısız yarar vardır.
Devrimci iktidar bilincinin tasfiyeye uğraması ve strateji yoksunluğunun sonucuydu yaşananlar. Devrimci bir örgüt olamamanın ve legal olanakları ve kitle olanaklarını sert sınıf savaşımı koşullarına hazırlık bağlamında ele alınmamasının sonuçlarıydı yaşananlar. Kafaların bir yerlerinde liberal-Kemalist ideolojinin silahsızlaştırıcı etkilerinin korunmasıydı. Tüm bu vb. ideolojik-siyasi ve örgütsel zaaflar gerçekliğinde, devrimci siyasal mücadelenin zorunlu kıldığı “faşizme karşı birleşik bir cephe”nin neden oluşturulmadığı ya da silahlı bir savaşımın neden verilemediği sorularının cevapları kendiliğinden ortaya çıkıyor.

Hangi örgütler 80 öncesi oportünizm ve tasfiyecilikle ideolojik-siyasi hesaplaşma içinde kurulmuş ve Leninist örgüt modeli ve sağlamlığına bağlı olarak örgütlenme doğrultusunda belirli bir yol almışsa, darbe sonrası dönemde elde edilen niteliğin, öncü tavır ve duruşların bu siyasi akımlar cephesinden geliştirildiğini gözlemliyoruz. Nitelik yanını bir yana atan niceliği temel ölçüt haline getiren “örgüt”lerin 80 sonrası durumu gerçek bir trajediydi.
Dev Yol, TDKP gibi siyasi çevreler tam bir çöküş yaşarken; öncellerimiz saflarında da tasfiyecilik ve mültecilik olgularıyla karşılaştık.
Başta tasfiyeciliği ve oportünizmi en derinden yaşayan siyasi çevreler olmak üzere, hemen hemen tüm çevrelerin dışarıda kalan eski kadro ve taraftarlarının 80 sonrasında sosyal demokrasinin (SHP) saflarında toplanması hiç kuşku yok ki, komünist-devrimci hareketler ile sosyal demokrasi arasındaki ideolojik-siyasal bağın kopuşundaki zayıflıkla izah etmeliyiz.
Tasfiyecilik ve yenilgi koşulları, Dev Yol, TDKP, Kurtuluş, TKEP vb. akımların saflarında liberalizm ve tasfiyeciliğin sistemleştirildiği bir süreç olur. Bu siyasi çevrelerin 90’larda tamamiyle düzen içine kaymalarının içsel zaafları bu koşullarda olgunlaşır. Uluslararası alanda sosyalist mücadele dalgasının diplerde seyretmesi ve Kürt ulusal devrimi karşısında sömürgeci egemen sınıfın uyguladığı faşist terör bu akımların devrim davasından çirkin bir biçimde uzaklaşmalarına neden olurken, egemenlerin 91’de izlediği havuç politikasının açtığı yolda “maskeli balo”ya son veriliyordu. Süreç bir yandan tasfiyecilik ve oportünizmden yakasını kurtaramayan ve çöküşü yaşayanların tarihini yazmakla kalmıyor, diğer yandan komünist ve devrimci olanın yeşermesine, yükselişine tanıklık ediyordu. Zindanlar, bir yandan siyasi kararsızlık içinde olan ve yüzünü burjuvaziye dönmüş unsurları dönek haline çevirirken, devrimci kararlılığı yüksek genç kadroları da hızla eğitiyordu. Komünist hareketin teorik-siyasal birikim oluşturmasında zindanlar önemli birer okul işlevi görmeye başlamıştı. Durumun tersine çevrilmesinde özellikle zindanlarda Açlık Grevleri ve Ö.Orucu eylemleri önemli bir yerde durur. Önce Amed’te PKK, sonra Metris’te Dev-Sol ve TİKB ölüm orucu eylemi örgütler ve şehitler verilir. İlki, PKK’nin zindanlardaki kuvvetlerinin ideolojik çözülüşüne müdahalesi ve saldırıların bir nebze de olsa geriletilmesi bağlamında önemli bir rol oynar. İkincisi ise, zindanlarda 80 darbesi sonrası faşist terörün bedel ödeye ödeye geriletilmesi bilincini güçlendirir ve mevziler kazanma sürecinin yolunu açar.


Kürdistan devrimi ve PKK’nin yükselişi yalnızca bir ulusal devlet özleminin değil aynı zamanda faşist darbe altında inim inim inletilen işçi ve emekçilerin gençlik ve kadınların (başta Kürdistan olmak üzere) faşist-sömürgecilikten hesap sorma isteği ve arzusunun da bir dışa vurumuydu. Bundandır ki, geçmişte farklı örgütlerin saflarında bu ya da şu düzeyde sorumluluk üstlenen örgüt militanları ve kitlesi PKK’nin saflarında toplanmıştır.
80’lerin sonları ve 90’ların başında hangi örgütler, kitlelerin faşizmden hesap sorma istemine uygun ciddi devrimci pratikler içinde olmuşsa genç taze kuvvetlerin yönelimi de onlara doğru gelişti. Ancak, 12 eylül öncesinin siyasi etkisi kitlelerin siyasi çevre ve örgüt tercihinde hala önemli bir yer tuttuğu bir dönemdir de.
11 yıl önce, yine bir 10 Eylül’de, TKİH ve TKP/ML-Hareketinin birleşerek, MLKP-K’yı inşa etmelerine tanık oldu, bu topraklar. Bir yıl sonra ise, yani 1995’te TKP/ML-YİÖ ile de birliğin sağlandığı, MLKP-K I. (Birlik ve Parti) Konferansı ile partimiz MLKP’nin öncü parti sürecini başarıyla tamamladığı iradesi ilan edildi.
Komünist hareketin farklı güçlerinin aynı örgüt içinde birleştirilmeleri tarihsel-siyasal durumun ML analizinin vardığı temel bir sonuçtu. Bu temel devrimci gerçek ya da kaçınılmaz ihtiyaç, “birlik” sorunuyla pragmatist ve siyasi kararsızlık zemininde ilişkilenenlerin etkisini zayıflatıyor, sürecin dışına fırlatıyor ya da eğreti durmalarına neden oluyordu. MLKP-K MK imzalı, “Birlik Duyuru ve Çağrısı” başlıklı ilk bildiride de ifade edildiği gibi; “MLKP-K’nın kuruluşunda cisimleşen birlik, dünya burjuvazisinin sosyalizmin öldüğü ve sosyalizm uğruna mücadelenin bittiği demagojisine verilmiş komünist bir cevaptır. (...) Birlik, sosyalizmin insani ve özgür dünyasına dinmek bilmez bir özlemdir”. Keza, “birlik”: “Devrim mücadelesini vahşi bir terör yoluyla, kelle ve kulak avcılığı metotlarıyla ezmeye çalışan; komünist ve devrimcileri teslimiyete, burjuva yasalcılığa zorlayan faşist diktatörlüğe bir meydan okumadır.”
MLKP-K I. (Birlik ve Parti) Konferansı, Birlik Kongresinin eserinin değerlendirilmesi ve partinin gelecekteki yönünün belirlemesinde ulaştığı değerlendirmeler ve kararlar nedeniyle söz konusu sürecin değerlendirilmesi ve kavranmasında yakalanması gereken temel halka niteliğindedir.
Konferans, partinin geride kalan faaliyetlerini değerlendirir ve geleceğe ilişkin görevler saptar. Konferans partinin gelişen yönlerini sahiplenir ve geliştirir. Bir yıllık başarılı komünist çalışmanın sonucunda elde edilen ürün “kuruluş” sürecinin başarıyla tamamlanması ve -öncü nitelikte de olsa- Parti düzeyinin yakalanmasıdır.


Konferans, partinin kazanımlarını içselleştirme, sahiplenme ve birliği sağlama işlevi oynamakla kalmıyordu, “önder parti” şiarını geliştiriyor faaliyetin eksik kalan yönlerine dikkat çekiyor ve bu sorunların giderilemediği koşullarda “yenilginin” ya da “sapmanın” kaçınılmazlığı sezgisi ve öngörüsüyle -bazı temel noktalardan - partinin ve önderliğin dikkatini çekiyordu. İşçi sınıfıyla birleşme mücadelesinde yaşanan sorunlarının altı çizilir, Birlik Kongre Belgeleri’ne atıfta bulunulur ve çizginin gerekli kıldığı pratik ağırlığın ve önemin mutlak süratle sergilenmesinin önemi belirtilir. Devrimci örgütlenme ayağındaki eksikliklere dikkat çekilir, ihtiyaca uygun iradenin ortaya konulması özenle vurgulanır. Teorik mücadele alanında ortaya çıkan sorunlara işaret edilir ve güçlü bir teorik mücadelenin zorunluluğuna vurgu yapılır.
Tüm bu uyarı ve değerlendirmelerin yanı sıra şu değerlendirme de oldukça önemli ve son derece devrimcidir.
" (...) TDKP'nin komünistliğinin, gittikçe derinleştirdiği evrimci politik çizgisi ya da barışçıl gelişme stratejisi nedeniyle tartışılır hale geldiğini, TDKP'nin programını ve temel görüşlerini resmi olarak değiştirmemesinin biricik ölçüt olamayacağını, bu konuda fiili gelişmelerin mutlaka hesaba katılmak zorunda olduğunu, sözle eylem arasındaki uyumun bir akımın niteliğini belirlemede temel bir ölçüt olduğu Leninist yöntemini hatırlatır." (MLKP, MİYO, sy. 8)
Komünist aidiyet duygusu ve bilinci, başkasına uyguladığı Leninist yöntemi kendisine de uygulamayı gerektirir. O gün (1994-95) TDKP için söylenenlerin bugün tasfiyecilik ve oportünizm için daha az geçerli olmadığı açıktır.
Tarihsel-siyasal durum analizi ve öngörüsüne dayanarak, faşist diktatörlüğün partimize dönük saldırıların hız kazanacağı ve sınıf savaşımının sert koşullarına uygun bir önderlik ve örgütlenme tarzının yerleştirilmesinin önemine vurgu konusunda konferansın, doğrudan bir kolektif değerlendirme ve karar almamış olması kuşkusuz önemli bir eksikliktir. Ancak, komünist faaliyetin en başarılı dönemlerinde dahi devrimci eleştirel aklın sergilenmesi bağlamında konferansın tavrı oldukça değerlidir.
Konferanstan sonra, önder parti hedefi doğrultusunda cesaret, kararlılık ve inançla bir yıl kadar daha ilerler, partimiz. Uluslararası çalışma alanında YKE gibi çarpıcı “skandallar” yaşansa da bu zaaflar asıl belirleyen değildirler. Sürecin bütünün de önemli kazanımlar elde edilir, yeni savaşım biçimleri inşa edilir, eylemler koyulur.
Faşist diktatörlüğün partimize ciddi yönelimi daha kuruluş aşamasındayken başlamıştır. Takipler önderliği kuşatır. Aslında daha ilk aşamadan itibaren önemli bir devrimci örgüt sorunu vardır. Keza, İddialarla, örgütsel güç ve kuvvetlerin yönetimi durumuyla uyumlu bir savaş örgütü merkezi de inşa edilmemiştir. Çizgiyle bütünleşmiş kadro ihtiyacı adeta “bolluk içinde kıtlık” gibi bir şeydir.
95 yılı içinde yerel örgütler ağırlıklı önemli darbeler alınır ancak bunlar partimizin genel olarak gelişimini frenlemez. Asıl büyük darbeler, 96-97’lerde gelişir. Bu sefer Mustafa Suhpiler; İbo,Mahir ve Denizler, Sinan Kukul ve Niyazi Aydınlar; (güncel örnek Dersim’de Cafer Cangöz ve Aydın Hambayatlar) vb. örneklerinde olduğu gibi bir katliam politikası güdülmemiştir; ancak darbelerin yarattığı tasfiyeci etki hiçte küçümsenecek düzeyde değildir. Daha doğru bir ifadeyle, düşmanın söz konusu saldırı tarzının parti önderliğinin iradesi üzerinde çok daha çözücü bir etki yarattığını süreç gösterecektir. Partimizin aldığı stratejik darbenin devamında konumuz bağlamında yaşanan belli başlı gelişmeleri hatırlayalım:

-28 şubat 1997 askeri müdahalesi.
-1999’da Öcalan’ın ideolojik teslimiyet ve politik tasfiyeci bir çizgiyi benimsemesi. Kürdistan devriminin yenilgisi.
-Eylül 99’da Ulucanlar katliamı
-Aralık 2001’de 19 Aralık katliamı ve F tipi saldırısının büyük bedellere rağmen püskürtülememesi.
-AB’ye uyum yasaları.
Görüleceği gibi, 1996-2002 arasındaki süreç, zamana yayılmış ancak sistematik olarak yürütülen topyekün bir faşist terör ve ideolojik-politik tasfiye dönemidir. 28 şubat askeri müdahalesi, Kemalizm’den tam bir devrimci hesaplaşma temelinde kopuşamayanların ve ordunun faşist karakteri ve rolü konusunda kafası karışık olanların bu sefer de bu yoldan burjuva liberalizmin esiri haline gelerek egemenlerle ideolojik-politik bağlarını yeniden kurmalarının zeminini oluşturur. Öcalan ve dünün Kürt ulusal devrimci mevzilerinden yükselen liberal-tasfiyeci söylem ve uygulamaların etkileri ideolojik-politik tasfiyeci koşulları güçlendiren güçlü bir kaynak niteliğine bürünmüş olur. Sürecin aynı zamanda AB’ye uyum yasaları eşliğinde kopartılan “demokrasicilik” havarisi ve faşizmin toplumsal tabanını genişletme ihtiyacının bir ürünü olarak zayıf bazı burjuva demokratik ödünlerde bulunuyor olması ideolojik-politik tasfiyeciliğin kaynaklarını büyüten, toplumsal atmosferi uygun kılan olgulardır. Faşizmin, partimize ve önderliğine dönük özel olarak uyguladığı “EMEP”leştirme stratejisi ve planının, gidişat üzerindeki etkisini de bu tabloya eklemeliyiz.
Partimizde egemen hale gelen oportünist-tasfiyeci çizginin gruplar dönemine dayanan tarihsel kaynaklarından ya da 90’larda doruğa ulaşan uluslararası tasfiyecilik dalgasının artçı şoklarından kopuk ele alınmayacağı açıktır. Keza, iktisadi sınıfsal temeli bağlamından da sorunun irdelenmesi gerektiği açıktır. Ancak, işin bu yönleri bu yazının konusu değildir. Oportünizmin partimizdeki kendisine has gelişimini şöyle tarif edebiliriz: (1)- I. Konferansın tespit ettiği eksiklikler/zaafların giderilememesi ve liberal-reformcu anlayışların uzantısı olarak savaşçı bir partinin önderlik tarzının yaratılamaması zemininde faşizmin saldırılarının neden olduğu örgütsel yıkım /kayıplar, Kürt ulusal devriminin tıkanması ve yenilgiye uğraması vb. süreçlerin koşulladığı, siyasal iktidar bilincinin kırılması ve çözülüş evresi. (2)- Emperyalist-kapitalist sistemdeki değişikliklerin gerçekte “bir çağ değişikliği” sorunu olarak kavranması; sosyalizm deneylerinin irdelenmesinde modern revizyonizmin etkisi altına girilmesi; 28 Şubat değerlendirilmesinde liberal-reformcu yönden etkilenme; Öcalan’ın ideolojik teslimiyet ve politik tasfiyeci duruşunu kavrayamama; AB’ye uyum ve sınırlı bazı burjuva demokratik ödünleri yine liberal-reformcu anlayışın ürünü olarak “rejim değişikliği” biçiminde kavranması siyasi irade kırılması ve çözülüşünün, fikirler düzeyine yükseltilmesi aşamasını oluşturur. (3)- Bu oportünist-tasfiyeci fikirlerin parti disiplininin bir tarafa bırakılarak tartışılması ve alttan alta yaygınlaştırılması. Gerçekte bir hizip dönemi. (4)- Partinin 2000 devrimci atılımı ve 3. Kongrenin devrimci atmosferi karşısında “geri çekilme”. (5)- Devrimci siyasi uyanıklığın yitirilmesi ve ideolojik uzlaşma; özellikle oportünizminden aldığı gönüllü-bilinçli destekle parti merkezinde hakim olunması. 3 Kasım 2002 seçimleri sürecinde, SHP’nin içinde yer aldığı liberal-reformcu seçim ittifakında yer alma savunusu ve gerçekte illegal partinin ipinin çekilip yerine legal partinin konulması fikri ve projesiyle tasfiyeciliğin olgunlaşması. (6)- 3. Kongrenin devrimci duruşu, devrimci önder kadro ve bir kısım temel yönetici komite/kadroların uzun, inatçı bir direniş içine girmeleri ve devrimci-komünist hareketin eleştirileri, oportünist uzlaşıcılık üzerinde etkili olur, tasfiyeciliğin sonuca gitmesini zorlaştırır, süreci uzatır. NATO süreci, 10. Yıl kampanyası vb. devrimci içerikte örgütlenmesinin önüne geçilemez. (7)- Faşizmin legal kurumlar üzerinde saldırılarını yoğunlaştırması ve bir tercih durumuyla karşı karşıya bırakılması koşullarında, oportünizmin daha köklü ve derinlikli tarzda tasfiyeciliğin kucağına oturması.
Merkez düzeyinde ve genel örgütsel psikoloji bağlamında ulaşılan tasfiyeci-oportünist geri dönüşün ve dönekliğin, ne zaman genel mantıki sonuçlarına vardırılacağı yanıtının ciddi bir önemi yoktur. İşin bu boyutu, yalnızca zaman ve uygun siyasal atmosferin yakalanmasıyla bağlantılıdır.
Uluslararası komünist hareketin olduğu gibi Türkiye ve K. Kürdistan komünist hareketinin tarihi, sömürü ve zulüm düzenine karşı doğrudan mücadele kadar ve hatta ondan daha çok tasfiyecilik ve oportünizme karşı mücadele tarihidir. Tasfiyecilik ve oportünizme karşı mücadelede elde edilen öncü kıvılcımların, sermaye ve faşizmin egemenliğine karşı mücadelede bir ateş topuna dönüşeceği günler uzak sayılmaz. Menşevizme ve II. Enternasyonal oportünizmine karşı ideolojik mücadele içinde çelikleşen bir parti ve kadro niteliği olmasaydı, Ekim devrimine önderlik eden, III. Enternasyonali yaratan ve sosyalizmi kuran o muhteşem Bolşevik irade ve bilinçten söz edilemeyeceği açıktır. Başka bir yazıda başka bir zamanda tasfiyeciliğe ve oportünizme karşı örgütlü çıkışların ve önder duruşların tarihini ve umudu örüşlerini işleyeceğiz. O zaman yürek karartıcı, can sıkıcı geriye dönüş ve çöküş yerine yeniden doğuşa, özgürleşmeye ve umudun yükselişine tanık olacağız. Ama önce, yenilgilerden ve geriye dönüşlerden ders çıkarma zamanı.
Devrimci-komünist mevzilerde ısrar; irade, bilinç ve özveriyle yoğrulmuş bir öncüleşme / önderleşme çabasının, dünya ve ülkemiz çapında kaçınılmaz olarak gelişecek olan ve öncü sinyallerini daha belirgin biçimde duyumsamaya başladığımız yeni devrimci kitle hareketi dalgası ile buluşması çok uzaklarda görülmemelidir. O zaman, her şey muhteşem olacak ve tüm acılar unutulacaktır !

----------------------------------
(GK:168CÜ27)
Özel Açıklama: Kamuoyuna,
İndymedia ortamında sıklıkla karşılaşılan yalan haber, yorum ve açıklamalardan korunabilmenin/koruyabilmenin bir yöntemi olarak “güvenlik kodu” (GK) sistemini kullanmaktayız. İndymedia ortamına gönderdiğimiz her haber, yorum , yazı ve açıklamanın vb. bir GK olacaktır. Kamuoyuna yayınlanan her GK’nin hangi haber, yorum, açıklama vb. için kullanıldığı bizde arşivlenmektedir. GK kullanılarak yayınlanan yazılar arasından da kafalarda şüphe oluşmasına neden olan “şey”ler olursa ve öğrenilmek için aşağıda verdiğimiz mail adresine bildirilirse, makul bir zaman içinde (kurumsal olarak soranlara kesin olarak, bireysel düzeyde olanlara ise ihtiyaç görülürse) yanıt verilecektir. (Burada güvenli kodunun yazılması yeterli olacaktır. Ya da pratikte doğrudan yüz yüze gelinen alanlarda kesinleştirme imkanları olacaktır
 
İlgili Bağlantılar
Haber Puanlama
Seçenekler
İlgili Konular

Haberler

 
PHP-Nuke
Sayfa Üretimi: 0.05 Saniye