DHB ARŞİV SİTESİ
Ana Menü
Anket
DİN EMEKÇİLERİ TESLİM ALMADA BİR SİLA OLARAK KULLANILIYOR
Baş Yazı
Dünyada olduğu gibi Türkiyede de toplumun dini gericiliğin etkisi altına alınması için yoğun bir çaba sarfedildiği ve hemen herkesimin kendisinin daha fazla dine sahip çıktığı ve toplumun yüzde 99’nun müslüman olduğu propogandası yapılarak, kadercilik ve tanrıya yakarmacılığın herşeyin önünü çıkartılarak, emekçilerin kendi kurtuluşları için örgütlenip mücadeleye katılmalarının önü kesilmeye ve sisteme kölece bağlanmaya yönlendirildikleri bir gerçek. Önce yoksullaştılan halklar daha sonra tanrının buyruğuna sığınmaya çağrılıyor. Yani emekçilerin geleceği Allaha havale ediliyor.
Bilindiği üzere sömürü egemen sınıfların dini kullanmaları ya da din üzerinden yürüttükleri politika, feodal gericilik ve köleci toplum dönemlerinin tüm ilişkilerine nüfuz eden bir rol oynayarak tüm sınıflı toplumlar tarihi boyunca süre geldi.

     Feodalizmin çözülmesi, ticaretin ve kapitalist üretimin boy vermesi ve kapitalist üretim ilişkilerinin hakim hale gelmesi; burjuvazinin feodal gericiliğe ve onun üst yapı kurumlarına karşı mücadelesi, burjuva aydınlanması ve bilim, sanat ve edebiyat alanındaki ilerleme, feodal değer yargılarıyla dini dogma ve hurafelere karşı da bir gelişmeydi. Doğa bilimleri alanındaki gelişmeleri dayanak alan bilimsel-akılcı ve materyalist görüşlerin güç kazanması, idealist felsefeye, dinsel dogmalara ve onlara dayanan düşünce sistemine darbe vuruyordu.

Kapitalizm, insanın varlığını ve yaşamını sürdürme mücadelesinde doğa güçleriyle ilişkisinin ve toplumsal koşullarının ürünü olarak ortaya çıkan ve koşulların değişmesiyle birlikte çeşitli biçim ve düzeylerde değişime uğrayan ilkel-putperest ve tek tanrılı dinlerin gelişme ve değişme “süreci”nde, bir “yol ayrımı”nı gündeme getirdi. Küçük üretimin, ticaretin ve sanayinin gelişmesi, feodal kapalı sistemin parçalanması, kır ilişkilerinin çözülüp kentlere nüfus akışının gerçekleşmesi toplumsal yaşam ve ilişkileri değişime sürüklerken, inanç ve düşüncelerin, eski değer yargılarıyla anlayışların yeniden yorumlanmasını veya büsbütün reddedilmesini de bir sonuç olarak ortaya çıkardı. Burjuva aydınlanması ve Rönesans kapsamında bilim ve aklın yol göstericiliğine verilen öncelik, feodal kurumlara ve feodal değer yargılarına dinin kurumsal etkisine karşı mücadele olarak şekillendi. Kral, hükümdar ve sultanların iktidarlarını dini temsil makamı olarak göstermeleri, dini kurumların devlet düzeyinde etkili olmasını sağlarken, “devrimci çağı”ndaki burjuvazi, “eşitlik, özgürlük ve kardeşlik” düşüncesiyle feodal despotik baskının yanı sıra toplum ve doğa olaylarının dini yorumlarına karşıtlık ve saldırıyı da gündeme getirdi. Burjuva aydınlanması ve burjuva devrimi, başka şeylerin yanı sıra, Sokrates’in Bruno’nun ve Galileo’nun “melun ve kafir”ler olarak cezalandırılmalarına “cevaz veren” dini kurallar ve yargılara darbe vuruyor, bilimsel düşüncenin gelişmesi ve toplumsal yaşam ve doğa olaylarının aklın yol göstericiliğiyle irdelenmesi çabalarına engel ve yaptırım getiren; her şeyin ve tüm yaşamın “önceden kurgulanıp kurulduğu ve değişmeden kalacağı”nı vaz eden “yaratılış”çı teoriye karşı çıkıyordu. Kapitalizm emek gücünden başka satacak bir şeyi olmayan yoksulları kentlere çeker ve atölye ve fabrikalarda biraraya getirirken ve artı değer sömürüsünü gerçekleştirmek için makinelerin geliştirilmesini, yeni atılımları ve bilimsel-teknik icatları zorunlu kılarken, “değişmezlik” vaaz eden düşüncelere darbe vurarak varsayımsal dogmalar bütününü değişmeye zorluyordu.



  Ancak burjuvazi, işçilerle sınıf kavgasına girdiğinde, dinin kurumsal güçlenmesine karşı tutumunu değiştirdi ve dinin ve idealist felsefenin kitleler üzerindeki etkisini sınıf egemenliği ve sömürü sistemi yararına kullanmaya yöneldi. Yönetimi altındaki “topluluğun” itaatini sağlamak için baskının yanı sıra, tüm toplumun ve haklarının savunucusu olma iddiasıyla bir “kader ortaklığı” fikri etrafında birleşmeyi dayatıyordu. Geliştirmek istediği sisteminin serpilip yayılması, tüm tutucu kurum ve anlayışların aşılmasını gerektirmesine karşın, otoritesini topluma kabullendirmesi için kaderci, “kutsi” anlayışlarla uzlaşmaya ihtiyaç duyuyordu. Burjuvazi de, bir “bilinç biçimi” olarak din de, “toplumun karşılıklı güveni ve dayanışması”nı istiyordu.

Kapitalizmin serbest rekabetçi döneminden tekelci evresine geçiş, “siyasal demokrasi”den siyasal gericiliğe geçiş de demekti. Tekelci burjuvazi, feodal gericiliğin tüm ilkel ve Ortaçağcı güçlerini yedeğe alarak işçi sınıfı ve ezilen halklara karşı mevzilerini güçlendirmeye yöneldi. Artık din ve dini örgütlenme, tekelci burjuva egemenliği ve burjuva-emperyalist ideolojinin bir bileşeniydi. Tekelci burjuvazi her tür gericiliğe kucak açtı; dinsel gericiliği yedekledi ve onu hegemonya mücadelesi ve sömürgeci politikalarının aracı olarak kullandı. Tarihsel gelişmeye karşıt olarak Ortaçağın dini ve idealist felsefi yargılarını ideolojik cephaneliğine aldı. Bilim ve aklın yol göstericiliğine dayanan ileri atılımlara karşı dinin ve metafiziğin zincirlerine sarılan gericilik, proletarya ve ezilenlerin metafizik düşünce ve inançların etkisinden kurtulmasını önlemek istiyor, materyalizme ve sosyalizme karşı mücadelesinde, modern ya da Ortaçağcı bütün gerici akımları yedeğine almaya ihtiyaç duyuyordu.

Bu, çürüyen ve tarihsel açıdan da “can çekişen” sistemin “doğası”na uygundu. Burjuvazinin politik-askeri temsilcileriyle iddialı ideologları, tekelci sermaye ve kapitalizmin yol açtığı umutsuzluk ve güvensizliklere karşı bir önlem olmak üzere ezilenleri sisteme yedeklemenin araç ve yöntemlerinden birini, teskin edici “ruhçuluk”ta bulmaktaydılar.
Herhangi bir üretim sisteminin siyasal üst yapıdaki temsilcilerinin yenilgiye uğratılmış olmaları ve üst yapı kurumlarının dağıtılması veya tasfiye edilmesinin, o sisteme ait düşünce, ideoloji ve kültürün kısa sürede ve tamamen etkisiz kalmasını sağlayamayacağı gerçeği bir yana, tekelci burjuvazinin feodal değer yargıları ve feodalizmin üst yapıda ve bilinç biçimlerinde bıraktığı etkiyi ortadan kaldırma hedefi de yoktu. Toplumsal ilerlemeye ayakbağı oluşturan bu değerlerle ilişkiler yedeğe alınarak sömürgeciliğin silahları haline getirildi. Sadece işçi sınıfı ve halk devrimlerinin kazanımlarını değil, sınıf mücadelesinin ürünü ve aralarında burjuvazinin ‘devrimci dönemi’nden kalma olanlarının da bulunduğu ve bugün ancak proletarya ve emekçiler tarafından insanlığı ileriye götürme mücadelesinde kullanılabilecek tüm kazanımlar hedefe kondu.

 
İlgili Bağlantılar
Haber Puanlama
Seçenekler
Эlgili Konular

Baş Yazı

Üzgünüm, bu yazı için yorumlar aktif değil.
 
PHP-Nuke
Sayfa Ьretimi: 0.09 Saniye