DHB ARŞİV SİTESİ
Ana Menü
Anket
ABD’DE AKP HÜKÜMETİNE TAM DESTEK
Politika Haber
ABD emperyalizmi BOP’da TC devletine ve haliyle AKP hükümetine özel önem vermiş ve ılımlı islamcı bir AKP hükümeti ile bölgede geniş bir alanın daha kolay yoldan denetim altına alınması amaçlanmıştı. Bunun içindir ki bir dediğini iki yapmayan ve aradan bir Bush’un eteğine yüz sürmeye giden başbakan Erdoğan ve AKP hükümetine, ABD’de tam destek geldi. Amerikan Dışişleri Bakanlığı’nın temsilcilerinden Nicholas Burns’un, yaptığı açıklamalar, hem Türkiye’nin de içinde bulunduğu bölgeye ilişkin Amerikan politikası hem de bu politika çerçevesinde Türkiye egemenlerine ve Erdoğan-Gül yönetimindeki Amerikancı güçlere “verilen rol” açısından, çarpıcı denilebilecek kadar açıklık taşıyordu. “Türkiye, bizim Geniş Ortadoğu’daki çıkarlarımız için kritik önemde” diyen Burns, Bush yönetiminin, AKP’nin seçim başarısı ve A. Gül’ün cumhurbaşkanı seçilmesinden duyduğu sevinç ve hoşnutluğu da alenen ilan ediyordu. “Türk demokrasisinin Müslüman dünyasındaki en etkili demokrasi olduğunu” iddia eden ABD sözcüsü, Türkiye açısından “dış politikada daha büyük sorumluluklar üstleneceği bir dönemin başladığı”na da hükmediyordu. “ABD, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile mükemmel ilişkilerin devam etmesini bekliyor” diyen Burns, “Bush ve Rice’ın, Gül ve Erdoğan’ı yakından tanıdığını ve birlikte çalıştıklarını”; onları, “güvenilir isimler“ olarak bildiklerini belirterek “Bize verdikleri sözleri tuttular. Daima ABD’nin iyi müttefikleri oldular. Bu ilişkileri geliştirmek için çok çalıştık” diye, fikrini söylemekten kaçınmamıştı.
Bu açıklamalarından sonra Burns ziyaret için Ankara’ya geldi. Benzeri yorumlarını yinelerken, ABD’ye Amerikan yöneticileriyle görüşmeye giden Erdoğan ile bu doğrultuda görüşmelerin yapılacağını da haber vermiş oldu. Nitekim ABD’ye ziyarete giden başbakan Erdoğanda görüşmelerinde ağababasınca sırtı sıvaslandı ve yeni görevlere hazır olmasını istedi. Amerikan yönetimi, Türkiye’de Gül-Erdoğan ve ekibinin yönetimindeki hükümeti, kendi politikalarının pratiğe geçirilmesi için ‘çok önemli’ bir olanak olarak görmektedir. Burns, Bush ve Rice’ın adını vererek, onların “Gül ve Erdoğan’ı yakından tanıdıklarını, birlikte çalıştıklarını” belirtiyor ve bu ‘ikili, kendilerine verdikleri sözleri daima tuttukları için önümüzdeki dönemde de onlarla çalışmada güçlük çekmeyeceklerini; çünkü onların “daima ABD’nin iyi müttefikleri olduklarını” söylüyor.
Ortadaki gerçek şu: ABD’nin “Geniş Ortadoğu” dediği bölgedeki çıkarlarının, yine kendisinin açıklama ve uygulamalarınca kanıtlanan ‘gerekler’i, Irak ve Afganistan işgallerini getiren, İran ve Suriye başta olmak üzere bu çıkarlara şu ya da bu nedenle ve şu ya da bu düzeyde karşı çıkan ülkelerin de hedefe konmasını sağlayan ‘gerek’lerdir. Amerikan politikası, hammadde kaynaklarının, petrol-doğal gaz başta olmak üzere enerji iletim yollarının, kara ve deniz sularının ve bağlantılı olarak toprakların işgali ve denetimini içermektedir. Yayılmacı-savaşçı bir politikadır; İsrail Siyonizmi başta olmak üzere işbirlikçi güçleri yedekte tutmayı, yedeklenmeye itiraz politikalarını acımasızca cezalandırmayı, Filistin topraklarının ve Suriye’ye ait Golan Tepeleri’nin işgali türünden işbirlikçi güçlerin politikalarının desteklenmesi ve onaylanmasını içermektedir. Burns, bu politika doğrultusunda 2008’in “daha kritik önem taşıdığını” belirtmekte ve burada da Amerika’nın güvenilir adamları olarak saydığı Türkiye yöneticileri aracılığıyla Türkiye’ye “daha fazla rol düşeceğini”; denebilir ki, güvenle açıklamaktadır. Bu güvene, Gül-Erdoğan’la “birlikte çalışma”larının sonucu olarak ulaştıklarını, onların, kendilerinin “iyi müttefikleri olduklarını” söylemektedir.



Amerikan politikası, işgal ve saldırıyı, hammadde kaynakları, onların batı pazarlarına iletilmesi yolları, topraklar, deniz ve kara suları üzerine çatışma ve askeri güçle dayatmayı; “Geniş Ortadoğu” ve Kuzey Afrika’da Amerikan çıkarlarının ifadesi olan yayılmacı-savaşçı çizginin sürdürülmesini ifade ettiğine göre bu “güvenilir müttefik”ler; bu “birlikte çalışılan güvenilir kişiler” yönetimindeki hükümet ve güçler ne yapacaklardır?
Sorunun cevabı oldukça açıktır: Amerikan çıkarları yönünde politikalar izleyerek “güvenilir kişi” kimliğini korumaya, “birlikte çalışma”ya devam edeceklerdir. Tutumları, açıklamaları, program olarak açıkladıkları uygulanacak politikaları bunu gösteriyor. Bu, önümüzdeki dönemde Türkiye’nin, Amerikan sermayesi ve yönetiminin; Pentagon ve Beyaz Saray karargahının çıkarları doğrultusunda daha tehlikeli ve provokatif politikaların içine sürüklenmesi demektir.
ABD’nin çıkarları için dünyayı kana bulamaktan geri durmayacağının açıklık kazandığı bir dönemde,“Bugün Türkiye’nin bizim için önemi, eskisinden bile daha fazla. Ortadoğu, bizim ulusal güvenlik çıkarlarımız için dünyada en hayati bölge” diyen Amerikan yöneticilerinin, Türkiye’yi içine sürükleyebileceği bu büyük maceralar, ancak Türkiye’nin işçiler ve emekçiler birleşik ve etkili bir mücadelesi darbelenebilir. Aksi halde uşaklardan uşaklık politikasının darbelemeleri beklenemez. Baksanıza Burns, “Abdullah Gül’ün, ülkemizin bir dostu olarak cumhurbaşkanı seçilmesini çok büyük bir memnuniyetle karşılıyoruz” diyor ve “Dengemizi yeniden kazandık. Bu seçimlerle beraber, daha güçlü bağlara sahip olma fırsatı var” diye güvenle konuşuyor ve AKP hükümetinin emperyalizmin kucağında işbirlikçilikte nasıl sınır tanımdan ilerlediğini gösteriyor.

 
İlgili Bağlantılar
Haber Puanlama
Seçenekler
Эlgili Konular

Politika Haber

Üzgünüm, bu yazı için yorumlar aktif değil.
 
PHP-Nuke
Sayfa Ьretimi: 0.14 Saniye