Emperyalistler bir yandan yoksulluk ve seflati derinleştiriken öte yandan Dünya Bankası vb . gibi emperyalist kurumlarca yoksulları aldatmak için, "yoksulluğu aşağıya çekme" adına değişik yol öntemlere baş vurarak kendi yarattıkları yoksulluğu gizlemeye çalışıyorlar. Dünyanın değişik ülkelerinde –Hindistan, Bangladeş, Pakistan vb- Dünya Bankası ve emperyalist mali kurumların denetiminde emperyalist kapitalist iyi ve insancıl göstermeye çalışan mikrokredi uygulması AKP hükümeti döneminde yoksulluğa karşı bir çözüm olarak öne sürüldü ve kuşku yokki ilk uygulama pilot bölgeside yoksuluk,işsizlik ve açlıktan muzdarip kirli savaşı vurduğu Kürt illeirdne uygulamaya sokuldu. Nitekim devlet ve AKP’ hükümetinin yoksulluğa karşı bir çözüm olarak öne sürdüğü mikrokredi çarşısı Devlet Planlama Teşkilatı'nın (DPT) sosyo-ekonomik gelişmişlik endeksi sıralamasında altmış üçüncü sırada yer alan Diyarbakır'da açıldı.
Dağkapı semtindeki Tek Beden Burcu'nda oluşturulan mikrokredi çarşısının açılış töreninde Vali Efkan Ala yaptığı konuşmada, Diyarbakır'da 5 bin 700 kadının mikrokredi sisteminin içerisinde yer aldığını belirtti. Vali Ala, "İlk satış mağazasını burada açmış olduk. Bunun daha sistematik bir pazara dönüşmesi için elimizden geleni yapacağız. Biz de gelen turistleri bu mekanlara yönlendireceğiz. Turistler hem Diyarbakır'ın tarihini görmüş olacak hem de alışveriş yapacaklar. Daha eski motifleri üretmek ve Diyarbakır'a gelen turistleri artırmak istiyoruz." dedi.
Yani Valiye göre "Yoksullukla mücadele" adı altında bir burjuvanın günlük harçlığı kadar bir krediyle evde el üretimine yönlendirilen yoksul ev kadınlarının ürünlerini satabilmesi için açılan çarşı ildeki yoksulluğa çare olacakmış ve bu yolla Diyarbakırın yoksul yüzü aşılacakmış.
Bir kere öncelikle kirli savaşın her bakımdan vurduğu ve zoraki göçle nüfusu en hızlı artan ve Diyarbakırın gerçekliğine bakmak gerekiyor.
Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi başta olmak üzere toplam 10 kurumun ortaklığıyla kurulan 'Sarmaşık Yoksullukla Mücadele ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği', Diyarbakır'ın 'yoksulluk haritasını' çıkaran bir araştırma yaptı. Sonuç: 20 bin aç aile. Her ailenin ortalama 7 kişiden oluştuğu varsayımına dayanarak 20 bin aile 140 bin kişi demektir. İlçe ve köyler hariç sadece Diyarbakır merkezde 140 bin aç karın her sabah güne başlıyor. Araştırmada, kentteki 20 bin ailenin acil gıda yardımına ihtiyacı bulunduğu ortaya çıktı.
Gayri Safi Milli Hasıla'nın (GSMH) 5 bin dolar olduğu söylenen Türkiye'de bir kent düşünün ki 50 YTL'lik gıda yardımı almak için 9 bin aile başvuruda bulunsun. Bu kentte 38 bin kişiyle yüz yüze görüşülerek yapılan araştırmanın sonuçlarına göre kentin Fatihpaşa, Gürdoğan, Körhat ve Kayapınar Beldesi'nin Küçe Mahallesi'nde oturanların yıllık Gayri Safi Milli Hasıla ortalaması 350 dolardır. Somaliden, Etiyopyadan daha düşük Diyabakırda bir kişiye düşen yıllık ulusal gelirde düşen pay.
Çalışabilir nüfusun yüzde 70'inin işsiz olduğu Diyarbakır'da 5 bin 780 aileyle yapılan görüşmelerde okul çağında olup da okula gidemeyen çocukların oranı yüzde 58. Görüşülen ailelerden 3 bin 214'ü gelecekten hiçbir beklentisinin olmadığını söylüyor. Bu taplodan ondan sonrasıda neden hırsızlık,kapkaçılık artıyor denilerek sızlanılıyor. Hem kürt emekçilerin köylerini yak yık ve zoraki şehirler sür, işsiz ve aç bırak, ondan sonrasıda kalk Diyarbakır suç kenti de.
140 bin kişinin aç olduğu bir şehirde, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre önde gelen sektörler sıralaması ise şöyledir: Ekmek, taze fırın ürünleri imalatı. Öğütülmüş tahıl ürünleri imalatı. Peksimet, bisküvi imalatı. Halı ve kilim imalatı. Pamuklu dokuma. Giyim eşyası dışındaki hazır tekstil ürünleri imalatı. Kum ve çakıl ocakçılığı. Kiremit, briket, tuğla üretimi. Yüzde 70'i işsiz Diyarbakır'ın sanayi ve üretim tablosu budur!..
Şimdi tekrar soralım mikro kredi çarşısı yoksulluğa çare olur mu? Mikro kredi kimin karnını doyuracak?
Empeyalist kapitalizmin, yarattığı yoksuluk ve yıkımın sosyal patlamaya dönüşmemsi için Dünya Bankası eliyle uygulamaya soktuğu “yoksulluk yönetişimi” uygulamalarından biri olan mikro kredi sistemi yoksulların “etini, kemiğini, kanını” pazara sunmaktan ve iliklerine dek sömürmekten başka bir şey değildir.
Diyarbakır'da şimdiye kadar verilen mikro kredilerle 5 bin 700 kişi açlık içindeyken bile bankalara borçlandırılmış. Bir de bıcağın kemiğe dayandığı öfke oyalanmış. Sistem bu başarısıyla ne kadar övünürse azdır. AKP’nin Kürt illerinde oyunun atmaısnın bir ayağının “sosyal yardım” adı altından bu türde göstermelik uygulmaların olduğu unutulmamlıdır.
Üretim araçlarından tümüyle yoksun bırakılan, kapitalist üretim ve pazar ilişkilerinin dışında bulunan yüz binlerce emekçinin bankalar için hiçbir risk içermeyen mikro kredilerle kapitalist üretim ve pazar ilişkilerinin içerisine çekilerek oyanlanması, bu sistemin temel amacı ve başarısı olarak görülebilir.
Milyarlarca dolar üzerine kurulu banka sermayeleri ve milyon dolarlarla ifade edilen kredi miktarları yanında esamesi bile okunmayacak 50-yüz milyonluk kredilerle küçük üretici haline getirilen emekçilerin üretim gelirinin hiç de az olmayan bir kısmının kredi faizi olarak alınmasının yanı sıra, mikro kredi sistemi, sermaye birikimini daha geniş bir temele oturtmanın, pazarı genişletmenin araçlarından biri olmaktadır. Ve tabii son derece zayıf, kırılgan bir mikro sermayenin yarattığı içimizdeki sözde "başarı öyküleri" ile neoliberalizmin "meta olarak insan” tipi olumlanmaktadır.
Bu mikrokredi sisteminin emperyalist kapitalizmin sermayenin merkezileşme ve yoğunlaşmasının, zenginlik ve yoksulluğun uçlarda birikmesinin yarattığı aşırı ısınmaya ve büyüyen sosyal patlama riskini azaltmaya yönelik emek düşmanı siyasal işlevi son seçimlerde daha bariz bir şekilde açığa çıktı.
Öyleyse yapılacak ilk şey alın mikro kredinizi alın başınıza çalın diyerek bu ikiyüzlülüğü evimizde, mahallelerimizden kovmak olmalıdır. “Yoksulluk yönetişimi" tarzı, dilenciliği, bağımlı hale getirmeyi, yoksulluğu “sürdürülebilir” hale getiren uygulamaları reddetmek, herkese iş, herkese çalışma hakkı için mücadele etmek bugün daha bir aciliyet kazanmıştır. Bunun bilincinde olarak emekçileri açlık, yoksuluk ve sefalet içine itirenlerin asla onlaırn sorunlarına yanıt olamayacaklarını bilerek burjuva kapitalist sistemin yıkılması için savaşımı geliştirip yaymalıyız.