DHB ARŞİV SİTESİ
Ana Menü
Anket
ÇOCUKLARI AÇLIK VE SEFALET İÇİNDE BÜYÜYÜN TÜRKİYE
Gençlik Yıldızı
Ardı ardına yaşanan krizler ve büyüyen işsizlik nedeniyle emekçilerin yoksulluk ve sefalet içinde çırpınmaları gazeteler için pek yeni haber sayılamaz. Ancak verilere göre nüfus içinde oran olarak en yüksek grubu çocukların oluşması, tam burjuva kapitalist sistemin çocuklara ne kadar değer verdiği ÜNİCEF’in Türkiyede “ Çocuk yoksulluğu Raporu”u oratay koyuyor. İşte ÜNİCEF verileir:

Gıda ve gıda dışı yoksulluk oranı 2003’te yüzde 28.1 iken 2004’te yüzde 25.6’ya düştü. 2005’te bu oran yüzde 20.5.
15 yaş altı çocukların yüzde 27.7’si yani 5.6 milyon çocuk gıda ve gıda dışı yoksulluk içinde yaşıyor.
Kırsal kesimde yaşayan 15 yaş altı çocukların yüzde 40.6’sı yoksullukla karşı karşıya. 15 yaşın altındaki 4 çocuktan biri oldukça sınırlı bir bütçeyle geçinmek zorunda kalan ailelerin çocukları. Öyle ki bu miktar 2003’te 269 YTL’den bile daha azdı.
3-6 yaş arası çocuklar arasında okul öncesi eğitim alanların oranı sadece yüzde 16.
• 2003 Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre 12-17 yaş arası çalışan çocuk sayısı 770 bin.
TNSA 2003 verilerine göre ailelerin yüzde 10’u temiz içme suyundan yoksun; 13.5’i sağlık hizmeti alamıdığını gösteriyor.

Mevcut halde Türkiyede toplam nüfusun yüzde 38’i 19 yaş altında. 0-6 yaş arasındaki çocuklar ise nüfusun yüzde 11’ini oluşturuyor. Yani yaklaşık 7 milyon ‘çocuk’ haklarını korumaktan aciz ve bir yetişkinin bakımına muhtaç. Çocukların hem savunmasız hem de ülkenin geleceği oldukları düşünülürse yoksulluk içinde büyüyen çocuklar, hem kendi gelecekleri hem de toplumun geleceği açısından büyük risk taşıyor.
Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Politika Forumu Çocuk Yoksulluğu Çalışma Grubu’ndan Prof. Dr. Ayşe Buğra "Ülkenin orta gelir düzeyinin yüzde 60’ından daha az bir gelirle yaşamak zorunda kalan hanelerin çocukları, yoksul çocuklardır" diyor.
Bu tanıma göre yıllık 1.830 Euro’dan az geliri olan ailelerin çocukları, yoksulluk içinde büyüyor. Raporda yer alan bilgilere baktığımızda, ülkede yoksulluk oranının yüzde 20.5 olduğunu görüyoruz. Sonuç; 7.2 milyon kentli ve 10.9 milyon kırsal bölgede yaşayan insan beslenme, barınma ve giyim ihtiyaçlarını karşılayamayacak kadar yoksul! Ama bu rakamlar yaş grubu düştükçe ve kırsal bölgelere gidildikçe daha yüksek oranlarda seyrediyor. Bugün 15 yaş altındakilerin yüzde 27.7’si, yani yaklaşık 5.6 milyon çocuk yoksulluk içinde yaşamak zorunda. Kırsal bölgede yaşayan 15 yaş altındakilerin durumuysa çok daha vahim. Çünkü, yüzde 40.6’sı hayata geldikleri andan itibaren yoksullukla mücadele ediyor. Kirli savaşın he rbakımdan vuruduğu ve zoraki göçün yıkım getirdiği gerçeğini dikkate aldığımızda



Sağlık hizmetleri yoksul çocuklar için hayati önem taşıyor. 2003 Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması (TNSA) verilerine göre ülkemizde her yıl canlı doğan 1000 bebekten 29’u bir yaşını tamamlamadan, 37’si beş yaşından önce hayatını kaybediyor. Bu rakamlar gelişmiş ülkelerle, hatta komşu ülkelerle karşılaştırılamayacak kadar yüksek. Ayrıca ülkemizde çocukların neredeyse yarısı (yüzde 46) tam olarak aşılanmıyor; yüzde 3’üne hiç aşı yapılmıyor. Ailelerin yarısı gerektiğinden fazla, dörtte biri gerektiğinden daha az kalori ve proteinle besleniyor. Hayvansal protein (et, yumurta, süt, yoğurt gibi) tüketimi Avrupa ülkelerinin üçte biri kadar. Sonuç olarak çocukların yüzde 12’si kısa boylu-bodur kalıyor; yüzde dördü zaten düşük kilolu doğuyor. Yetersiz beslenme de çocuk yoksulluğunun en önemli etkilerinden biri. Bu kriter de diğerlerinde olduğu gibi ülkenin doğusuna gittikçe yüksek oranlara ulaşıyor. Doğu bölgelerinde çocukların yüzde 7.7’sinde ileri derecede yetersiz beslenme görülürken, bu oran batıda yüzde 1.9’a düşüyor.
Prof. Dr. Şükrü Hatun’un Yoksulluk ve Çocuklar Üzerine Etkileri başlıklı makalesinde değindiği üzere yoksulluk arttıkça evde paylaşılan besinler de azalıyor ve yoksulluk en çok annelerle, küçük bebekleri çaresiz bırakıyor. Unicef’e göre yoksulluk çocukların hem bedenlerini hem de zihinlerini tahrip ediyor ve sonuçta daha sonraki kuşaklara geçerek bir ‘kısır döngü’ye neden oluyor.
Prof. Hatun, makalesinde yoksulluğun en doğrudan sonucunun açlık olduğunu belirtiyor ve devam ediyor:
"Açlık organizma için gerçek bir şiddettir, çünkü açlık sırasında harekete geçen hormonlar ‘yıkıcı’ hormonlardır. Başta glukagon ve katekolominler olmak üzere açlıkla harekete geçen hormonlar önce karaciğerdeki glikojeni, sonra yağ dokusunu ve son olarak da kas dokusunu yıkar. Şiddetin en önemli özelliği ‘yıkıcılık’ olduğuna göre, açlığı biyolojik/hormonal bir şiddet olarak tanımlamak yalnızca ‘mecaz’ değildir."
Tam da bu nedenle en önemli açlık nedeni olan yoksulluğu Mahatma Gandhi, "Yoksulluk, şiddetin en kötü şeklidir" diye tanımlamış. Gerçekten de açlık sırasında ‘şiddet’ dönemlerine benzeyen bir organik, ruhsal huzursuzluk, düzensizlik yaşanıyor ve böyle olduğu için açlık geleceğe sarkan etkilere neden oluyor. Prof. Dr. Şükrü Hatun, "Son yıllarda psikiyatride popüler olan ‘posttravmatik stres bozukluğu’ kavramı böyle bir süreci anlatır" diyor; ve bu sözler, son dönem hızla yayılan şiddet olaylarındaki artışın en temel nedenini de açıklıyor gibi.
Aileleri eğitim giderlerini karşılayamadığı ya da aileye gelir sağlamak zorunda kaldıkları için, yoksul çocukların eğitim alma hakkı da engelleniyor. Unicef Raporu’nda Binyıl Kalkınma Hedefleri’nden (BKH) tüm kız ve erkek çocukların temel eğitim alması hedefine 2005 yılı sonunda ulaşılamadığı belirtiliyor. Değişik atlar altında yoksul çocuklaırn okutulmaıs için kampanyalar açılsada bunlar sorunu kökten çözmeye yeterli olmuyor. Herkes parasız eğitim olanağı devleti sağlaması gerekiyor.
Raporda da temel eğitim, sağlık hizmetlerine erişim ve sosyal koruma maliyetlerini karşılamaya yönelik mali kaynakların çocuk yoksulluğunun önlenmesi açısından elzem olduğu vurgulanıyor. Ne var ki Türkiye’nin 2005 itibariyle eğitime harcadığı yaklaşık yüzde 7’lik Gayri Safi Milli Hasıla’nın (GSMH) yüzde 62’si kamu finansmanlarından, yüzde 35’i ise hane halkı harcamalarından karşılanıyor. Rapor, ülkemizdeki ailelerin eğitime Kore ve ABD dışında tüm diğer Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) ülkelerinden daha fazla para harcamak zorunda kaldığını belirtiyor.
Prof. Dr. Ayşe Buğra kamu harcamalarından eğitime yeterince kaynak aktarılmamasının sonuçlarını şöyle açıklıyor:
"Bu sebeple ailelerden ‘zorunlu bağış’ adı altında para toplanıyor ve bu bağışı veremeyen yoksul ailelerin çocukları, eğitim hakkından eşit derecede faydalanamıyor. Bugün kamu okullarında bile iki farklı sınıf uygulaması var. Bağış yapan ailelerin çocukları, daha az sayıda öğrenciyle, bilgisayar olanaklarından yararlanarak eğitim alıyor."
Prof. Dr. Ayşe Buğra ve Unicef Çocuk Yoksulluğunun Önlenmesi Raporu’na göre ailelerin çocuk üzerinden desteklenebileceği politikalar, çocuk yoksulluğuyla mücadelede en etkili yöntemlerin başında geliyor. Örneğin, ülkemizde de uygulanmakta olan ve özellikle kız çocukların okula devam etmesi ve periyodik olarak sağlık kontrolünden geçirilmesi koşuluyla yapılan şartlı nakit transferi gibi … Ancak, Dünya Bankası kredisiyle yürütülen bu uygulama için tahsis edilen kredi, şu günlerde bitmek üzere.
Uygulama için kaynak çıkarılmadığı taktirde bu yardım sayesinde okula devam edebilen çocuklar, gelecek yıl tekstil atölyelerinde, pamuk tarlalarında, mendil satarken ya da evde kardeşlerini uyutmak zorunda kalacakları bir gerçektir.

 
İlgili Bağlantılar
Haber Puanlama
Seçenekler
Эlgili Konular

Gençlik Yıldızı

Üzgünüm, bu yazı için yorumlar aktif değil.
 
PHP-Nuke
Sayfa Ьretimi: 0.06 Saniye