ABD emperyalizminin Irak işgalinin temelinde petrol kaynaklarını ele geçirmek ve dünya jandarmalığını pekiştirmek ve rakiplerini bu yolla etkisiz hale getirmek olduğu ortaya konmuştu. Bu gerçeği ABD emperyalizminin merkez bankasının 18 yıl başında bulunan eksi başkan Greenspan, Irak Savaşı’nın önde gelen güdüsünün, petrol olduğunu söylerek bir kez itiraf etmiş oldu. Bu haber oldukça önemliydi. Çünkü ABD emperyalizminin maliyesinin başında bulunan bir kişi tarafından dile getiriliyordu. Haliyle bu açıklama medyada oldukça yankı uyandırdı. Irak işgalinde petrolün oynadığı rol zaten geniş kesimlerce biliniyordu. Şimdi olan ise, ekonomi için verdiği kararlarla sadece ABD ekonomisini değil, tüm dünya ekonomisini etkileyen ABD Merkez Bankası eski Başkanı Greenspan’ın ağzından bu gerçeğin birkez daha itiraf edilmesi olayı daha bir önemli hale getirmiştir.
Kafasında hâlâ “kitle imha silahları geliştirme, Ortadoğu’ya demokrasi getirme...” vb. nedeniyle bu işgal gerçekleşti düşüncelerini taşıyan varsa, Greenspan’ın bu söyledikleriyel tümden tuzbuz olduğu bir gerçektir. Zaten ABD’de yapılan son kamuoyu yoklamaları ABD halkının bu konuda gerçekleri görmeye başladığını açıkça ortaya koyuyor. Bu araştırmalara göre, daha önceden üçte ikisi Irak’ın işgalini onaylayan ve savaşı destekleyen Amerikan halkının gelinen durumda artık üçte ikisi işgale karşı ve ABD güçlerinin Irak’tan çekilmesini istiyor. Halen işgal karşıtlığının en güçlü olduğu ve bunun gösterilere yansıdığı ülke ABD’dir.
Burada ABD’nin Irak’ı işgal etmesinin nedeni için yapılan eski tartışmalarda ileri sürülen “argümanları” yeniden hatırlamakta yarar var. Pek çok kişi Irak’ın yıllık petrol gelirini hatırlatıyor, ABD’nin yıllık harcamaları içinde bunun devede kulak kaldığını ileri sürüyor, petrole yılda yüz milyarlarca dolar para ödeyen ABD’nin bu nedenle Irak’ı işgal etmesinin gülünç olduğunu söylüyordu. ABD parayı bastırır petrolü alırdı. Bunlara göre hedef petrol değil, Irak’a ve bölgeye demokrasi ve özgürlük getirmekti. Bütün bunların kocaman bir palavradan ibaret olduğu görüldü.
Bu tartışmalarda ikinci bir görüş daha vardı ve bunlar petrol konusunda hemen hemen aynı gerekçeleri öne sürüyor ama sonucu farklı bağlıyorlardı. Bunlar da petrolün yıllık gelirinin, değerinin düşük olduğunu söylüyor ama sonucu gerçek amacın bölge ve dünya egemenliği olduğu yargısı ile bağlıyorlardı. Bu yargı elbette doğru. ABD elbette bölgeye ve dünyaya ilelebet hakim olmak, diğer rakipler üzerinde tartışmasız ve ezici bir üstünlük sağlamak istiyor. Ama bu üstünlüğü sağlayacak stratejik maddelerden birisi petrol - daha geniş bir ifade ile enerji kaynakları- ve petrol olmadan bırakalım büyük savaşlar ve mücadeleler sürdürmeyi, modern günlük yaşamı bile sürdürmek neredeyse olanaksız gibi.
Yani petrolün stratejik bir madde olması nedeniyle, bir meta olarak taşıdığı değerle, kullanım değeri arasındaki ilişki, herhangi bir metanın bu iki yönü arasındaki ilişkiden çok daha farklı özellikler taşıyor. Aslında denklem basit, petrole ve enerji kaynaklarına, bunların üretildiği bölgelere hakim olacaksın, bu hakimiyet seni dünya egemenliğine ve sürekli saltanat kurmaya götürecek. Petrolün yoksa sadece ülkendeki ekonominin çarkları durmakla kalmaz, tanklarını yürütemezsin, uçaklarını kaldıramazsın, gemilerini yüzdüremezsin. Bunları yapamayınca da ne diğer rakiplerini korkutabilirsin ve onların gırtlağına çökebilirsin, ne de ürettiğin diğer metaları “ekonomi dışı zoru” kullanarak satın almaya kimseyi zorlayamazsın! Özcesi petrol, emperyalist egemenlik ilişkileri içinde stratejik bir yere sahip oluyor ve bu ilişkilerin gelişmesine ve pekişmesine yardım ediyor.
ABD işgali bugün Irak’ta zor günler geçiriyor. Ama bu zorluk henüz ABD’yi bölgeden söküp atacak bir aşamaya ulaşmadı. ABD bugün bölgede sadece Irak işgalini sürdürmeyi değil, İran’a da saldırmayı gündemine almış durumda. Bu seferki gerekçesi ise İran’ın nükleer silah üretmeye soyunması olarak açıklanıyor. İran’a yönelik korsanca bir saldırının hazırlıkları yürütülüyor. Irak benzeri bir işgal olanaksız görünüyor, ama bu ülkenin stratejik yerlerinin yıkımı planlanıyor. Bütün bu gelişmeler dikkate alındığında başta Türkiye olmak üzere, bölge halklarının son derece uyanık olmasının önemi kendiliğinden ortaya çıkıyor. Yoksa İsrail uçaklarının Suriye’yi bombalayıp, yedek yakıt tanklarını Türkiye’ye atması gibi, İncirlik’ten kalkan Amerikan uçaklarının İran’ı birgün bombaladıkları haberini duymak hiçde beklenmeyen bir gelişme olmayacaktır