Gülendam evleneli üç yıl olmuştu. Ama daha çocuğu olmuyordu. Bu durum Ahmedi ve Gülendamı için için rahatsız etsede, birbirlerine birşey belli etmiyorlardı. Bir akşam Ahmet eve geldiğinde Gülendamın ağladığını görünce çok şaşırdı.
Hayirdir ne oldu, niye ağlıyorsun. Gülendam telaşla toparlanarak birşey yok desede Ahmet durumu anlamıştı
"Yine eve annem geldi değil mi?"
" Evet Ahmet artık dayanamıyorum. Çocuğumun olmasını bende istiyorum ama olmuyor ben ne yapabilirim ki allah vermeyince olmuyor işte!".
"Hayır Gülendam allah işi değil bu; para işi bu para, nasıl mı diyeceksin. Paramız olsa Dr gider, neden çocuğumuzun olmadığınıi öğrenir, sonrada tedavi oluruz. Ama ağlama artık sana söz veriyorum, bıraz paramız olsun, seni hemen Dr götüreceğim. Hem çocuğumuz olmasada sen hep benim Gülendamımsın, ben seni her zaman seveceğim."." Ama annen beni", deyince Ahmet, Gülendamı kendine doğru çekerek öperek onu susturdu.
Gülendam sabah uyandığında kendini her zamankinden daha mutlu hisetti. Sanki tüm dünya kendisinin etrafında dönüyormuş gibi, özgür ve mutlu hisediyordu. Ahmet onu gerçekten çok seviyordu ve onu Dr da görüreceğine de söz vermişti.
Gülendam ve Ahmet doktorun dairesinde çıkarlarken ikisininde yüzü gülüyordu. Önemli bir durum yokmuş Gülendama uygulanacak antibiyotik tedavisiyle kısa sürede onlarda çocuk sahibi olacaklardı.
Gülendam şimdiden çok heyecanlanmıştı.
Ahmet,
Ahmet dalmış bir sekilde, efendim canım
Ya ikiz olursa ne yaparız, Ahmet Gülendama dönerek, alaylı bir şekilde, yok oldu olacak dördüz sipariş veririz daha iyi olur. Deyince ikisi kahkahayla gülmeye başladılar.
Aradan uzun geçmişti, ama Gülendam hamile kalamadımı oysa doktor "başit birşey çabuk hal olur" demişti.
Ahmedin annesinin ve akraba çevresinin çocuk istemi baskıları Gülendami canından bezdirdi. İkisininde umutları tükenmek üzereyken Gülendam gününün geçmiş olduğunu fark etti.
Ahmet akşam eve geldiğinde Gülendamı salonda görmeyince telaşla diğer odalara daldı.Yatak odasında Gülendamı aynanın karşında süzülerek kendine baktığını görünce şaşırdı.
Gülendam neyin var ne yapıyorsun demeye kalmamıştıkı ! Gülendam Ahmedin boynuna sarıldı.
"Müjde müjde canım ben hamileyim".
Ahmet Gülendamı kucaklayıp havaya kaldırınca hızla yatağın üstüne atti. "Bak canım! bundan sonra ağır kaldırmak yok, kendini yormak yok, oğlum nazlanarak geldi onun için el bebek Gülbebek büyüyecek tamamı?." "Tamam canım." Gülendam Ahmede dönerek kaygıyla sordu, "ya kız olursa yokkkkkkkk karışmam erkek adamın erkek oğlu olur. Tabiki şaka yaptım, ister kiz ister erkek sağlıklı olsun başka birşey istemem, hem senin gibi güzel bir kızının olmasını kim istemez ki."
Günler çok çabuk geçiyordu. Gülendamın karnı nerdeyse altı aylık olmuştu.
" Ahmet ben çok korkuyorum"
"Neden korkuyorsun canım"
"Sankı bu çocuğu doğuramayacağım."
"Evham yapıyorsun"
" Yok evham değil, hem sancımda çok"
"Sancı her hamile kadında olur, yani normaldır."
"Ben ben yinede korkuyorum."
" Hadi yatalım canım, korkacak bir şey yok."
O gün gelip çatmıştı, Gülandamın sancıları akşamdan başlamıştı sancılara aldırmadan Ahmede bile soylemedi. Sabah sancıcı devam etmesine rağmen, Ahmede kahvaltı hazırlayıp onu işe uğurladıktan sonra sancıları şiddetlenince komşu kadını çağırdı. Doğum sancılarıydı bunlar ama bebek bir türlü gelmiyor du komşu kadın tek başına kan ter içinde kalmıştı. Uzun bir uğraşıdan sonra bir kız cocuğu doğdu.komşu kadın bebeği sarmayla uğraşırken bir ara gözü Gülendama ilişti Gülendamın sapsarı olduğunu görünce irkildi, Gülendama yaklaştığında neler olacağını anlamıştı. Gülendam kanlar içinde yüzüyordu adeta bebeği bırakıp çığlık atınca başka komşularda geldiler ama kimsenin birşey yaptığı yoktu herkeste bir telaş ve şaşkınlık vardı. Gülendam kızını bir kerecikte olsa koklayamadan can vermişti. (Sonradan ortada dolaşan söylentiye göre, Gülendamın ölüm sebebi, rahim kanseriydi. Oysa hükümet doktoru basit bir iltihaplanma demişti.)
Ahmet için sıkıntılı günler yeni başlıyordu el kadar bebeyle ortada kala kalmıştı. Gülendamın acısı yüreğini bir kor gibi yakarken, kızına bir başına nasıl bakacaktı. İşsizdi, çaresizdi belli bir süre komşular kadere baktılar ama bu ne zamana kadar devam edebilirdi ki.
Ahmedin kaderle annesinin evine gitmekten baska çaresi kalmamıştı. Annesi buna pek razı olmasada sonununda torununa bakmaya razı oldu. Günler hızla akıp gidiyordu babaanne torununa bağlanmış, onsuz yaşamın anlamsız olduğunu söylüyordu. Gülendam öleli beş yılı aşkın bir süre olmasına rağmen Ahmet evlenmeyi red ediyordu.
Kaderde iyice serpilip büyümüştü. Etrafta bütün çocukların annelerininin olduğunu gören kader, annesi üzerine babaannesine bin bir tane soru soruyordu. Babaanne araya değişik konularak atarak kaçamak cevaplar versede nafile, Kader birgün "Babaanne! herkesin annesi var benim ki niye yok", babanne,"senin annen meleklerin yanında yavrum” diye yanıt verdi.
"Melekler neden annemi aldılar", melekler bazan büyükler onlara yardım etsinler diye yanlarına alırlar.
Ama annem beni niye yanında götürmedi peki çünkü sen daha çok küçüksün. Kader hızla babaannesinin kucağında fırlayıp yanında duran taburenin üstüne çıkıp, bak babaanne ben büyüdüm söyle anneme benide yanına alsın ne olur babaanne ne olur.
Torunun bu bitmek tükenmek bilmeyen soruları babaannenin yüreğini dağlıyordu.
Babaanne iyice yaşlanmıştı. Kadere bakmaya zorlanıyordu artık.
Oğlum bak ölenle ölünmüyor,karinöleli nerdeyse alti yıl olacak, benim bir ayağım çukurda, münasip biriyle evlensende kaderim yine aralarda kalmasa. Ahmet annesinin dediklerine başını önüne eğerek dinliyor ve susuyordu.
Babaanne öldü Ahmet ve Kader ikinci kez ortada kaldılar. Ahmet Gülendamı unutmasada evlenmekten başka çareside kalmamıştı. Ahmet köyden kendisi gibi dul sekiz yaşında Kerim isimli bir oğlu olan, Zarife kadınla evlendi. Ahmet bir otoparkta işte buldu azda olsa hayati yavaş yavaş bir düzene giriyordu acılarda böylece azalmaya başlıyordu.
Ahmet gece gündüz demeden çalışıyor, ailesine iyi bir yaşam vermek icin, her türlü zorluğa göğüs geriyordu.
Günler hizla akıp gidiyordu, kader okula başlama çağına gelmişti. Çabuk boy atan kader, Zarife kadınında
gözünde kaçmıyordu.Bu yaşta kadere iş yaptiriyor cocuk eksik yada yanlis yaptiginda dayakla yeniden yeniden yapmaya zorluyordu. Ahmet herşeyden habersiz isten eve geldiğinde çocukların herikisinede şeker ve yemiş getiriyordu.
Kerim, Kader gelin hadi oturun babanın dizine size ne vereciğim çocukların her birini dizine oturtarak getirdiği şekerleri eşit bir şekilde paylaştırarak yediriyordu. Bu durum Zarife kadının canını sıkıyordu. Ahmede dönerek, "bak ahmet kader kız çocuğudur. Kız çocuğu erkek çocukla aynı büyütülmez, kız çocuğunu bu kadar şımartmaya gelmez, benden sana söylemesi sonra demedi deme. Kızını dövmeyen dizini döver derlermiş. Bu günden önlemini alacaksın ki, deyince Ahmet dayanmayıp: " hanım o daha el kadar çocuk ne yüzverdik ne şımarttık" deyip kalkıp yatağına gitti. Kaderin artık her hareketi Zarife kadın için dayak sebebi olmuştu. Kaderi aç bırakıyor, odaya kitliyor oğluyla oynamasını yasaklıyor ve onu her fırsatta feci sekilde dövüyordu. Minik kader her seferinde bir köşede sesizce ağlarken, yine zarife kadının hışmına uğramaktan kurtulmuyordu. Günler bu sekilde bir biri ardina geçip giderken; kader yediği dayaklar sonucu altına işemeye başladı. Kaderin altına işediğini gören Zarife kadın deliye döndü. Kaderi alıp yerden yere vurdu.Bir gece yarısı bir ses duyan Zarife kadın, uyandığında Kaderi pijamasını değiştirmeye çalışırkenken görünce, deliler gibi kızı ayağının altına alarak çiğnemeye başladı. Çığlıklarla uyanan ahmet, gördükleri karşında donup kalmıştı."Ne yapıyorsun hanım, el kadar çocuktan ne istiyorsun".
"El kadar çocuk haa, sidikli köpek desen daha iyi olur.Bak ahmet! Ben önceki kocamdan çok çektim. Hergün dayak eziyet canımdan bezdim. Sonunda geberdi de kurtuldum. Seninlede biraz gün yüzü göreyim diye evlendim senin sidikli kızınla uğraşamam tamam mı!"
Ahmet ne diyeceğini ne yapacağını şaşkın haldeydi, tam dertler yavaş yavaş bitti derken el kadar çocukta ne ister anlamadim ki.Ben oğluna oğlum gibi bakıyorum Kaderden hiç farkı yok benim için deyip kara kara düşünceye dalip gitti..Ev kader için bir ceheneme dönümüştü. Çocuk bedeni ve yüreği artık bunlara, kendini sokaklara atıp koytu bir köşede sesizce ağlıyordu.
Evde çoğu kez aç kalıyordu. Bugün Zarife ona bir lokma ekmek bile vermemişti. Üstü başı kir pas sidik kokuyordu. Açlığa dayanmayan kader, dayak yiyeceğini bile bile Zarife kadından bir lokma yiyecek istemeye karar verdi.
Kader yerinden yavaşça kalkarak, Zarifeee be be ben zarife kadın hiddetle yerinden kalkarak, ne dedin ne dedin sen, nankör köpek, sana bakıyorum, büyütüyorum, sidiğin yıkıyorum yinede bana anne demiyorsun.
Kaderin kafasına bir yumruk vurarak yere savurdu. Kaderi yeniden ayağa kaldırarak, sidikli nankör köpek
bundan sonra bana anne diyeceksin tamamı deyince kader! ama benim annem meleklerin yanında deyince,
Zarife kadın yeniden sinirlenerek, sıçarım sanada meleklere de. Man kafa annen geberdi. Anladınmı! geber di!
bundan sonra annen benim bana anne diyeceksin. Kader o an beyninde vurulmuşa döndü. Gebermenin ne demek olduğunu bilmiyordu ama iyi birşey olmadığınıda sezinlemişti.
Ne yapsam kime sorsam diye düşünürken öylece uykuya daldı.
Bütün aileleri ve çocukları okul telaşı sarmıştı. Çocuklar giydiriliyor,saçlar özenle taranıp kurdaleler bağlanıyordu. Kerimde özenle giydirilip okula hazırrlanıyordu. Kaderin saçları kırden yapış yapıştı, üstü başı kokuyordu ve bu halde okula yollandı. Zarife kadın okula yaklaştığında," hadi git sidikli seninle gelemem senden utanıyorum." Oğlunada "oğlum bekle bu sidikli gitsin ben oğlumu kendi ellerimle oğretmenlere teslim ederim."
Herkes sınıflara yerleştirildiğinde kader sınıfın en arka sıralarında yanlız başına oturuyordu. Çocuklar ilk günden onunla alay etmiş,ve yanına yaklaşmamışlardı. Kader dayaklardan kurtulmak için okulu bir kurtuluş olarak görsede dayak alay edilme ve horlanma burda da pesini bırakmamıştı.
Kader tüm bunları ne anlayabiliyordu nede içinde çıkabiliyordu. Birgün birden bire zarife kadının annesi için "annen geberdi" sözü aklina gelince hic konusmayan kader parmağını kaldırarak öğretmenim diye bağırarak ayağa kalktı. Öğretmen ve çocuklar şaşırarak dönüp Kadere baktılar. Öğretmen Kaderin yanına giderek "ne o Kader ne oldu kızım cinlermi çarptı seni" kader biraz çekinerek" öğretmenim gebermek ne demek" deyince sınıfın hepsi bir ağızdan gülmeye başladılar. Öğretmen kadere dönerek kafasını hızlı bir şekilde sıraya vurarak"gebermek bu demek Kader" eliyle kaderin kafasını bastırarak "mesela sen şimdi geberdin anladın mı şimdi gebermenin ne demek olduğunu" Kader kafasını önüne eğerek susunca "öğretmen kaderin saçlarından tutarak kafasını kaldırıp," kızım sen aptalmısın,senin annen baban yokmu deyince, Kader heyecanla başını kaldırarak," öğretmenim annem meleklerin yanında deyince sınıf yeniden kahkahaya boğuldu. Öğretmen "ee senin babanda cehenemde zebanidir o zaman" Kader yeniden üstünlük kazanmış gibi"yok öğretmenim benim babam otoparkta bekçidir" deyince herkes gülmekten yerlere yıkılmıştı. Kader neye güldüklerini anlamasada onlara üstünlük sağlamış edasıyla doğru söylediğini düşünerek kendi kendisiyle gurur duydu.
Kader için dayak, horlanmak, açlık olağan ve günlük hale gelmişti. Sabahlara kadar yatağında sessizce ağlarken, kendi kendine isyan ediyordu. "Neden ben, neden herkes bana böyle davranıyor, ben kime ne yaptım ki evde Zarife kadın, okulda çocuklar öğretmen, sokakta her önüne gelen onu dövüyor ve alay ediyordu.
Anne anneciğim bak büyüdüm artık benide al yanına ne olursun.
Ahmet kızının duruşunda bakışlarında halinin hal olmadığını anlıyordu ama eli kolu bağlı birşey de yapamıyordu. Ahmet çocuğu zaman akşamlarıda çalışıyordu. Kaderi görmediği günlerce bile oluyordu.
Bazan Zarife kadına sorduğunda," hanım Kader nerde", "nerde olacak görüyorsun koca kız oldu hala bu saatte sokaklarda oyun oynuyor. Ben akşama kadar evişlerininin elinde ölürken; bir işin ucunda tutsa ne olur san ki. Ama zamanın da sana söyledim bu kızı bu kadar şımartma diye, ama beni dinlemedin bak Kerime annesinin dizinin dibinde ayrılıyormu." Ahmet sorup soracağına pişman olmuştu. Zarife kadına birşey demiyordu ama oda için için kaderine isyan ediyordu.
Kader serpilip büyümüş genç bir kız olmuştu artık bir çok seyin farkında olmasına rağmen yinede Zarife kadının dayaklarında kurtulamıyordu.
Ahmedin eve gelmediği bir akşam Zarife kadın, deyim yerindeyse Kaderi eşsek sudan gelinceye kadar dövdü. Kader evin bir köşesinde uzun bir süre ağladıktan sonra artık bu evde duramayacağına karar vererek hızla yerinden fırlayıp kendini dışarı attı. Her taraf zifiri karanlıktı. Nereye gittiğini bilmeden işsiz sokaklardan geçerek ilerliyordu sokaklarda evlerin tek tük ışıkları yansada çocuğunun sönmüştü herkes çoktan derin uykuya dalmıştı. Bu sesizlik kaderin korkusunu daha da büyütüyordu sokakta bir kedinin yaptığı ses bile onun yüreğini ağzına getiriyordu.
Kader akşama kadar aç susuz ve binlerce alaylı ve suçlayacı bakışın arasında ikinci akşamıda burda geçirdi.Ne arayanı vardı nede soranı şimdi ne yapacaktı aç susuz bu soğukta nereye gidecekti.
Gece iyice ilerlemişti her taraf zifiri karanlıktı. Kader uyuyamıyor uzaktan gelen seslere kulak kabartıyor,sesler yaklaştıkca da kendisini korurcasına büzülerek geriye çekiliyordu. Bu korkuyla gözünü karanlığa diken kader, soğuğa, açlığa, ve yorgunluğa yenik düşerek uykuya daldi. Ürpertiyle uyandığında bir kaç kişinin kahkahayla gülerek kendisine doğru geldiğin görünce, kalkıp kaçmaya çalıştıysada nafile, çünkü adamlar tam önunde duruyorlardı. Kader korkudan oturduğu yerden tor top olmuştu.
Kaderin ne direnecek nede çırpınacak hali kalmıştı hepsi hayvanlar gibi saldırarak üstüne çullandılar. Kaderin her tarafi çürük ve morluklar içindeydi adamlar zevkten deliler gibiydiler, kuduz köpekler gibi kızı hırpalamaya devam ediyorlardi. Nerdeyse artık sabah olmak üzereydi birileri görür telaşıyla gitmeye hazırlanırken Ramazan birden ayağa kalkarak "çocuklar bu bir daha işimize yaramaz en iyisi bunu temizleyelim ne dersiniz bir kısmı önemli bir emri yerine getirmiş edasıyla " emrin olur abim şef sensin" deselerde Rüstem buna itiraz ederek "abi ben derim ki yavru çok taze birdami şey etsekte ondan sonra temizlesek deyince hepsinin zevkten ağızları kulaklarına giderek teklifi kabul ettiler ve kızı alarak hızla ordan uzaklaştılar. Ahmet iki gün mesaiden sonra eve geliyordu mahallede kalabalığın toplandığını görünce merak edip kalbalığa doğru yürüyerek ne olup bittiğini anlamaya çalıştı. Kalabalıkta yaşlı bir amcaya"amca burda ne var neden toplandınız" amca " hiç sorma oğlum caniler on on iki yaşlarında zavallı bir kıza tecavüz edip sonrada hunharca öldürüp buraya atmışlar, kimin nesi olduğunu bilmiyoruz polisi çağırdık" deyince Ahmedin dizlerinin bağı çözüldü güçlükle kalabalığı yararak içeri girdiğinde kızının her tarafının morluklar ve çürükler içinde yerde yatan cansız bedenini görünce deliye döndü.
Kızının cansız bedenini kucağına alarak deliler gibi sokakları dolaşarak bağırıyordu. "Ne istediniz kızımdan ulan önce karım öldü kader dedim boyun eğdim, işsiz kaldım, aç kaldık, şükür edip halimize razı olduk, siz sokaktakiler, siz mahalleli,siz öğretmenler siz bu sistemin içindeki herkes, ne istediniz el kadar kızımdan, söyleyin ne istediniz masum yavrumdan." Ahmet kendi evinin kapısına gelerek hızla kapıyı tekmeleyerek kapıyı açıp kızını divanın üstüne bırakıp bağırdı "zarife zarife ya sen sen kızımdan ne istedin".
Zarifenin üstüne yürüyerek "söyle neden kızıma bunları yaptın "zarife tepkisiz orada öylece kala kalmıştı
Ahmedi ilk kez böyle çıldırmış gibi görüyordu. Ahmet hırsla yerinden kalkarak evi ateşe verdi ahşap ev içindekilerin çılıklarıyla kısa sürede yanıp kül oldu.
Kader annesinin yanında olmanın mutluluguyla derin bir uykuda uyuyor gibi mutlu ve huzurluydu artık.