DHB ARŞİV SİTESİ
Ana Menü
Anket
KÜLTÜR DEVRİMİ NEDİR?
Temel Kavramlar
Kültür devrimi nedir sorusu oldukça önem taşıyor. Hem sosyalizmi ve hemde yaşanmışlıkları kısaca da olsa, kültür devriminden neyi anladığımızı belirtmek ve bu konuda birkaç noktaya işaret etmek gerekiyor.

Öncelikle klasiklerin soruna yaklaşımın esas alınması gerçeği bilince çıkarılmalıdır. Marksist-Leninist teori ve pratikte bu konuda sahip olunan perspektifin kavranması ışığında, bir dizi çevre tarafından adına kültiir devrimi denerek savunulan sapmaların görülebilmesi bakımından da Leninizmin soruna ilişkin bakış açısını bilinçlere kazanması şarttır. Burjuva liberal ideolojiye donük bir sempatinin giderek arttığı ve "sivil toplumculuk" adı altındaki bu görüşün değişik biçimlerde devrimci harekete empoze edilmeye çalışıldığı günümüzde, proletaryanın kültür devrimine yaklaşımın bilinmesi, kavranması zorunlu olmaktadır. Ele aldığımız konu bağlamında da böylesi bir zorunluluk bulunmaktadır.

Kültür devriminden neyin anlaşılması gerektiği bağlamında Komünist Enternasyonal Programında aktaracaklarımız öğreticidir:

"Bu yeni insan toplumunu örgütleme rolünü yerine getirebilmesi için, proletaryanın kültürel bakımdan olgunlaşması; kendini yeniden biçimlendirmesi; sosyalizmi ve yeni sosyalist kültiürü inşa edebilmek için, kendi safları arasından sürekli olarak teknolojideki, bilimdeki ve yönetimdeki bütün başarıları özümleyebilecek yeni proleter kadrolar yetiştirmesi gerekir.

"Kitleler arasında komünist bilinci geliştirmek ve sosyalizm davasını gerçekleştirmek için insanların kitleler halinde değiştirilmesi zorunludur. Bu, ancak pratik faaliyetlerin seyri içinde, devrim içinde gerçekleşebilir." (Komünist Enternasyonal Programı, Aydınlık Yayınları, sf. 70)

Kültür devrimini en iyi Lenin ve Stalinin önderliğindeki Sosyalist Sovyetler Birliğinin pratiğinde izlemekteyiz. Rusyada Sosyalist Ekim devrimi, yeni insan yaratılmasının yolunu açtı. Ancak bu toplumun her alanda yenilenebilmesi uzunca bir sürecin sonucunda gerçekleşebilirdi. Değişim, yalnızca parti ve devlet çalısanlarıyla sınırlandırılamazdı. Bir ölçüde bu, öncelikli görevlerden biriydi ve süphesiz ki ciddi bir başlangıç için önemliydi. Ve fakat bu kadarıyla yetinilemezdi. Çünkü esas olan, kitlelerin büyük dönşüüme gonüllü ve bilinçli bir sekilde katılımını sağlamak, emekçi yığınları yeni insan yapabilmekti. Bolşevikler, bu yönde ilk adımların atılması bağlamında hiç bir tereddüt göstermediler. Yeni insanın ancak muazzam bir kültür devriminin ürünü olacağı gerçeğini kavrayan komünistler bu alanda özel bir yoğunlaşmaya gittiler.

Bir dizi alanda başarının kazanılması ancak kültür sahasında yeni insanın yaratılmasma da bağlıydı. Ülkenin sosyalist gelişiminin hazırlanmasına bağlı olarak kültür sahasında çalışmalar baslatildi. Elbette zorluklar büyüktü. Burjuvazinin ve onun etkisinde hareket edenlerin kültürel alanda başarılı olunamayacağı iddialarının aksine Sovyet ülkesinde bu alandaki zaferin nasil kazanılacağını Bolşevikler gösteriyorlardı.

Proletarya diktatörlüğü devleti, henüz iktidarın ilk birkaç gününde artık burjuvazinin kültür-eğitim alanındaki hakimiyetinin yani emekçilerin cehalete mahkum edilişlerinin tarihe karıştiğını; Ekimle birlikte emekçi kitlelerin kültür ve eğitim sahasındaki tüm faaliyetlerden en iyi şekilde yararlanacaklarını açıkladı ve başarılı bir pratikle sonuçlanacak olan yolu açtı.

Bu doğrultudaki çabaya bağlı olarak kültür alanmda seferberlik çağrısı olumlu yanki buldu. Kitlesel katılım, Sovyet insanının hayatında yeni bir devrimin başladığının habercisi olan gelişmeleri müjdeliyordu. Ülkenin efendisi artık geniş emekçi kitlelerdi ve bu kitleler her alanda yoğun bir çalışmanın içinde gün geçtikçe genel kalifiye özellikleriyle öne çıkıyor, somut olarak kültür alanmda devasa gelişmelerin birer ilerletici ve yaratıcıları olmaya çalışıyorlardı. Şüphesiz, amaç yeni insanı yaratmaktı. Komünizme giden yolda en zor olanı bu yeni insanı ortaya çıkarmaktı. Ve fakat bu nitelikteki yeni bir kuşağın yaratılması bir kaç on yıl içinde başarılamayacak kadar zordu. Bolşevikler, bu zorluk karşısında geri çekilmeyeceklerini ve bununla mücadelenin zor geçeceğini bilerek yeni insanın yaratılması uğrunda işe koyuldular. İçerde ve dışarda bunun bir çılgınlık olduğunu söyleyenler hiç de az değildi. Ancak bütün bunlara rağmen ülkenin geleceği ve burjuvaziyle girilen kavgada kesin sonuca ulaşılması için böyle bir devrim kaçınılmazdı.




Sovyet ülkesi için kültür devriminin kaçınılmazlığını Lenin söyle ortaya koyuyordu:

"Tam bir sosyalist ülke olmak için bize şimdi bu kültür devrimi yeter, fakat bu kültür devrimi bize gerek salt kültiirel karakterli ( Çünkü biz okuma yazma bilmiyoruz) gerekse de maddi karakterli korkunç zorluklar sunuyor ( Çünkü kültürlü olmak için, maddi üretim araçlarının belli bir gelişimine ihtiyaç vardır, belli bir maddi temele ihtiyaç vardır)." (Lenin, Seçme Eserler, Cilt 9, İnter Yayınları, sayfa 445)

Kültür devrimi, devralınan zemin üzerinden başarıya ulaşamazdı. Bunun için de ülkenin her alanda geliştirilmesi, güçlendirilmesi şarttı. Genel eğitim alanmda başarılı olmaktan, yeni sosyalist insanın yaratılmasına kadar... ihtiyaç duyulan asıl şey ülkenin kendi ayakları üzerine dikilmesiydi. Çarlık Rusyasının enkazını devralmak insanın önündeki en büyük engellerden biriydi. Aynı şekilde iç savaş da ülkenin imarını engelliyordu.

Kültür devriminin başarısı; sosyalizmin inşasının ilerlemesine bağlı olarak, insan faktörünün sosyalist temelde dönüştürülerek iyileştirilmesi, bilinç olgusunun kadro ve kitlelere ne ölçüde götürüldüğüne bağlıydı. Ve süphesiz bunların başında onlarca ulus ve milliyetin/halk topluluklarının sahip olduğu farklı kültürel yapı, bu yapının yüzyılların geleneklerini üzerinde atamamış oluşu... mücadeleyi zorlaştıran faktörlerdi. Bu olumsuz koşullar geri/eski olanı sürdürme özlemi içerisinde olanlar tarafından Sovyet iktidarına karşı alabildiğine kullanılmaktaydı. Buna yol açan maddi koşulların ortadan kaldırılması gerekiyordu. Her halükarda siyasal iktidarın alınması henüz bir başlangıştı ve asıl önemli olanı, yani ülkenin sosyalizmin güçlü bir kalesi yapılması işinin başarılmasıydı. Bu başarının en onemli ve vazgeçilmez bir ayağını kültür devrimi cephesi oluşturmaktaydı. Kültür devrimine duyulan ihtiyaç ve bunun önündekideki engeller bağlamında, Bolşevikler tarafından tamamen uygulanabilir, gerçekçi, berrak bir siyaset olusturulmuştu. Stalin yoldaş olayı çok ayrıntılı ve net bir biçimde ortaya koyuyordu:

"Hepimiz ülkemizde bir kultiir devriminin gerekliliğinden sözediyoruz. Bu sorun ciddiye alınmak isteniyor ve havanda su dövmek istenmiyorsa, o zaman bu yönde en azından ilk adım atılmalıdır: Herşeyden önce ilkokul eğitimi ve sonra da orta öğrenim ulus farkı gözetmeksizin ülkenin tüm vatandaşları için zorunlu kılınmalıdır. Bu olmaksızın, sözümona kültür devrimi bir yana, ülkemizin hiç bir kültürel gelişimi mümkün değildir." (Stalin, Eserler, Cilt 11, İnter Yayınları, sayfa 297)

Kültür devriminin Sovyetlerde onlarca ulus ve milliyetin kültürlerinin dikkate almarak yürütülmesi kaçıınılmaz bir zorunluluktu. Bu kolay bir iş değildi. Her renkten burjuva görüş Bolşeviklerin bu işin üstesinden gelemeyeceği fetvasını veriyordu. Ancak yanılıyorlardı ve bunu çok geçmeden yaşadılar. Sermayenin gücünü yenen proletarya aynı zamanda kendi kültürünü de yaratacağının kararlılığı içindeydi.

Sovyet ülkesinin değişik ulus ve milliyetlerden proletaryası kardeşçe yanyana yaşamanın, kaynaşmanın temellerini attı. Ekim'in açtığı yoldan eğitimde yaşanan devrim ve kültürde katedilen mesafe neticesinde "yarı-Asyatik kültürsüzlük" geride kaldı ve yüzyılların kaderi görülen cehaletten kaynaklanan sorunlar yumağı esasen ortadan kaldırıldı.

En çok tartışılan konu olma özelliğine sahip ulusal kültür bağlamında komünistlerin sorunu berrak bir biçimde ortaya koydukları bilinen gerçeklerdir. Sınıf mücadelesi ve proletarya enternasyonalizmi çizgisini terkedenlerce tekrar tekrar yeniden keşfedilen şu meşhur ulusal kültür istemi ve uğruna savaşımın vardığı boyut hiç de küçümsenmeyecek kadar ilerlemiş bir durumdadır. Dünya ölçeğinde dönemin yeniden moda talebi haline getirilmiş bu dünyayı kendi ulus penceresinde gören kültürün durduk yerde kendiliğinden cilalanarak parlatılmadığı kesin. Burjuva ideologlar son yıllarda ortaya çıkan yeni dünya koşullarında proletarya ve emekçi halklarını sosyalizm ve devrim mücadelelerini güçten düşürmek ya da esas çalışmadan alıkoymak amacıyla yeni siyasetler üretmeye giriştiler. Ürettikleri çözümlerden birisi de her derda deva olarak gösterilen "ulusal kültür/külturel haklar" vs. çesitlemesidir. Bunu yeniden "kesfedip" moda haline getirenler, ilgili bağlamında sosyalizmin çözüm olmadığını da ağızlarından düşürmüyorlar. Öne sürülen iddiaların ne denli çürük ve ise yaramaz olduğunu proletarya diktatorlüğü devleti Sovyetler Birliği pratiği tartışmasız bir biçimde ortaya koymaktadı. Pratikteki başarıyı kavrayabilmek için Leninist teorinin sorunu nasıl ele aldığına bakalım. Lenin konuya ilişkin şunları belirtiyor: "Her ulus, yaşam koşulları ister istemez demokratik ve sosyalist bir ideolojiyi üreten emekçi ve somürülen bir kitleye sahip olduğundan dolayı, her ulusal kültürde -gelişmemiş olsa da- demokratik ve sosyalist kültürün unsurları vardır. Fakat her ulusun içinde burjuva bir kültür (ve çoğunlukla da bir aşırı gerici ve dinci kültür) de vardır, ve yalnızca "unsurlar" biçiminde değil, aksine egemen kültür olarak. Bu nedenle genel olarak "ulusal kültür", büyük tarımcıların, papazların ve burjuvazinin kültürüdür." (Ulusal Sorun ve Sömürge Sorunu, 6. Defter, Inter Yaymlari, sayfa 93)

Lenin'in bu tespiti tüm ülkeler için geçerlidir. Ulusal kültür bağlamında Leninist bakış açısının "geride kaldığı" ve "eskidiği" üzerine tezler ileri süren milliyetçi ve revizyonistlerin aksine ulusal kültür hakkında Lenin ve Stalin tarafından savunulan ve pratiğe geçirilen yalaşım bugün de bütün yakıcılığıyla geçerliliğini korumaktadır. Stalin, Lenin'in yukanda aktardiığırmz bu parlak açılımı ve öğretici yaklaşımı ışığında hareket etti. Ulusal sorun ve tartisilan çerçevede ulusal kültur konusunda yetkin bir teorik kavrayışa sahip olan Stalin, Sovyetlerde bu sorunun pratikte ele alınışı hususunda da başarılı bir çizginin sahibi oldu. Onlarca ulus/milliyetin bulundugu Sovyetlerde demokratik ve sosyalist kültürün unsurlarmi gelistirerek burjuva ve feodal kültüre karşı kesin üstünlük sağlamak çetin bir çalışmayı gerektiriyordu. Bu çalışma Çarlığın kimi etkilerinin sürdüğü, iç savaş sürecinden geçildiği ve sosyalizmin inşası görevinin hayati bir önem taşıdığı... zor koşullar da yürütülüyordu.

Proletarya diktatorlüğü altında ulusal kültür sorununda Stalin sunları tespit ediyordu: "Proletarya diktatörlüğü altında ulusal kültür nedir? içerik bakımından sosyalist ve biçim bakımından ulusal olan bu kültürün hedefi, yığınları enternasyonalizm ruhuyla eğitmek ve proletarya diktatörlüğünü pekiştirmektir. (...)Büyük Rus şovenizmine sapan kimseler, Sovyetler Birliği'nde sosyalist inşa döneminin, ulusal kültürlerin dağılması ve tasfiye edilmesi dönemi olduğunu samyorlarsa, çok yanılıyorlar. Aslında bunun tam tersi doğru. Gerçekten de Sovyetler Birliği'nde proletarya diktatorlüğü ve sosyalizmin inşası donemi, içerikleri bakımından sosyalist ve biçimleri bakımından ulusal olan ulusal kültürlerin en parlak dönemidir. Onlar besbelli ki, anadilde genel okul yükümlülüğünün getirilmesiyle ve sağlamlastırılmasıyla birlikte ulusal kiilturlerin yeni bir güçle geliseceğini kavramiyorlar. Geri milliyetlerin sosyalist inşaya ancak ulusal kültülerin gelismesi koşulu ile gerçekten katılabileceklerini kavramıyorlar. Ulusal kültürlerini geliştirmelerinde Sovyetler Birliği halklarını destekleme ve teşvik etme Leninist siyasetinin temelinin tam da burada yattığını kavramıyorlar." (Stalin, Eserler, Cilt 12, Inter Yayınları, sayfa 311-312)

Sosyalizmin inşası sürecinde, proletaryanın ortak kültürünün yaratılması yolunda atılan adımları engellemek isteyenlerin karşı çıkışları hatırlanmalıdır. Büyük Rus şovenizmi ve yerel milliyetçilik yönünde hiç de küçümsenmeyecek gelişmelerin yaşandığı biliniyor. Ulus ve milliyetlerin kültürlerindeki demokratik ve sosyalist yonü geliştirmek, bunun yaninda geri ve terkedilmesi gereken yanları da atmak için başlatılan mücadelede yüzyılların biriktirdiği kir ve pası sahiplenmeye devam edenlerin sayısının ve gücünün hiç de az olduğu iddia edilemez.

Burjuva milliyetçi Kürt çevreler Lenin ve Stalin'in ulusal kültür sorunundaki yaklaşımlarını çarpıtmakta ve karalamaktadırlar. Ulusal kültüre yaklaşım noktasındaki geri, belirsiz ve dağınık / karmaşık perspektifsizliklerinden bir türlü kurtulma başarısını gösteremeyen tipik burjuva kültür anlayışına sahip milliyetçilerin Sovyetler Birliği'ndeki gelişmeleri onaylamalarını beklememek gerekir. Ancak onlar daha da ileri giderek, Sovyet toplumunda ulusların ve milliyetlerin ulusal kültürlerinin asimilasyona tabi tutulduğunu ileri sürmektedir.

Bolşeviklerin politikasi; ulusal küiltürün kendini kendine özgü biçimlerde ifade etmesini savunur ve bunun için zemin hazırlarken, içerikte geri ve eskiyi temsil eden yanım kabul etmediği ve bunun atılması mücadelesine girdiği, ancak bunun ertesinde ortak sosyalist kültürün yaratılabileceği bilinci çerçevesinde konuya yaklastığı soruna objektif yaklaşan herkes için tarihsel bir olgudur. Stalin, gayet açık, anlaşılır bir şekilde "Gelecekte ulusal kültürlerin, ortak bir dille birlikte, ( biçim ve içerik bakımından) ortak bir kültür içinde kaynaşmasından yana olan bizlerin, aynı zamanda şu sıralarda, proletarya diktatorlüğü döneminde, ulusal kültürlerin açılıp gelişmesinden yana bulunmamız tuhaf görünebilir. Ama bunda hiç bir tuhaflık yok" (aym yerde) tespitini yapmaktadır. Sovyetler Birliği'ndeki uygulama da buna uygun yürütülmüştür.

Sovyet iktidan şartları altında ulusal çıkarlar temelinde hareket eden milliyetçiler, proletarya diktatörlüğü devleti altında kültür devriminin komünizm yürüyüşü için yeni insan yaratma eylemi olduğunu kabul etmiyor ve davranışlarıyla böylesi bir gidişatın önünü kesmek istiyorlardı. Açık ki, Kürtler arasında da aydmlanma faaliyetlerinin proleter içerikten yoksun olmasını arzulayanlar vardi. Bunlar, oteden beri sahip olunan feodal değerlerin savunulması temelinde bir geri duruş içerisindeydiler. Süreci geriye doğru çekenlerin temsilcileri daha çok emekçi Kürtlerin yeni bir yaşamın zenginliklerinden yararlanmasını içlerine sindiremeyen dünün ağa, bey, seyh ve varlıklı kesimleriydi... Elbette böylelerinin taşıdığı kültürü geliştirmek ve geleceğe taşımak düşünülemezdi. Kürt milliyetinin sahip olduğu kültürün ileri ve geri yanlarının kültürel aydınlanma süreci içinde ortaya çıkartıldığını; sahiplenilmesi gerekmeyen yanların atıldığı ve fakat hiç bir biçimde Kürt milliyetinin ulusal kültür anlamında bir baskıya maruz kalmadığı rahatlıkla tespit edilebilir.

Faşist,gerici ve liberal güçlerin iddia ettikleri gibi sosyalizm, ulusal kültürleri mezara gömmedi. Çünkü sosyalizm ulusal kültürü topyekun sahiplenemeyecek olan proletarya, ulusal kültürlerin sahip olduklan gerici yanları atma, demokratik ve ilerici yanları alma ve geliştirme mücadelesi verir. Ancak bu mücadelede zor, kuvvet kullanımı ve şiddet unsurunun bulunmadığı, kültür devriminin yeni insani yaratma politikasını zaten böyle bir şeyi dışladığı biliniyor. Kültür devrimi adına kitlelerin kırımdan geçirilmesi ve asimilasyona uğratılması, şiddete dayanan eritme politikasi, ulusal kültürlerinden zorla uzaklaştırılmaları vs. türünden suçlamalar kelimenin gerçek anlamında birer çiplak iftira ve yalanlar serisinden öte anlam ifade etmez.

Gerçeklere bakıldığında sosyalizm koşulları altında uluslann ulusal çerçevedeki gelişmelerinin özgür bir şekilde ilerleme ekseninde yol aldiığı görülecektir. Yüzyılların baskısından kurtuluşlarını sosyalizm sayesinde yakalayarak ulusal özelliklerini geliştirmişlerdir. En küçük ulusal azınlıkların kendi kültürlerini geliştirmeleri, dil, edebiyat, sanat vb. alanlannda kaydettikleri gelişmeler devasa boyutlardadır.

Sovyetlerde yasayan ulus ve milliyetlerin istisnasiz hepsinin sosyalizmin olanaklanndan yararlandıkları olgusu, sahip oldukları mevziler ve kazandıkları yeni kültürel seviye ile doğrudan bağıntılı bir şekilde belirgin ve ikna edici tarzda orta yerde durmaktadır. Ekim Devrimi yıllarında Orta Asya, Sibirya ve Kafkaslar gibi en geri bölgelerde cehaletle miicadele sürecinde kazanımları başarılar sosyalist insadaki basasının dolaysiz bir uriinudtir. Sosyalizm sayesinde; ekonomik, sosyal, kiiltiirel vb. alanlarda tarn bir geriliğin hüküm sürdüğü bu bölgelerde kısa süre içinde muazzam başarılar elde edildi. Ekonomik açıdan katedilen mesafe, bilimsel çalısmalardaki hızlı artış, sosyal yasamın iyileştirilmesi, kadinların yaşamlarındaki devrim, kültür, sanat alanındaki kazanımlar vb... işte bütün bunlar, ulusların ve milliyetlerin özgürce yaşamlarının yalnızca sosyalist toplumda garanti altına alınabileceğinin kanıtlarıdır.

 
İlgili Bağlantılar
Haber Puanlama
Seçenekler
Эlgili Konular

Temel Kavramlar

Üzgünüm, bu yazı için yorumlar aktif değil.
 
PHP-Nuke
Sayfa Ьretimi: 0.14 Saniye