DHB ARŞİV SİTESİ
Ana Menü
Anket
Ziyaretçi Yazıları

HAKİM SINIFLAR NEDEN TEPİŞİYOR

Gönderen:ZiyaretçiTÜRKİYE SİYASİ ÜST YAPISINDA NELER OLUYOR?
 

 

Son günlerde özellikle de 2009  ortalarından itibaren Türkiye siyasi arenasında hakim sınıflar arasında oldukça hareketli bir dönem başlamış bulunmaktadır. Hatta bu hareketlilik öyle bir noktaya kadar vardı; ki Türkiye Solunda bazı siyasi akımlarda kafa karışıklığına neden olduğu gibi, sözüm ona demokrat geçinen CHP yi bile ordu ile kucaklaşmaya ve hatta daha ileri giderek Ordudan bu siyasi gelişmelere dur demek için AKP Hükümetine darbe yapması beklentisine bile neden oldu.
 

Peki hakim sınıflar siyasi üst yapısında neler oluyor ?. Türkiye solunun  bazılarında “faşizm çözülüyor” gibi tehlikeli tespitler yapılmasın neden olan bu olayların aslı nedir?
 

İşte bu sorulara doğru yanıt bulabilmek için çok kısa da olsa  biraz gerilere, 12 Eylül 1980 lere kadar gitmek gerekecek.
 

Bilindiği zere 12 Eylül 1980 de yapılan askeri darbede; tüm hakim sınıflar taraf olmuş ve hep beraber alkışlamışlardı.
Yani aralarındaki anlaşmazlıkları bir anda görmezden gerek gelişen devrici muhalefete, halk muhalefetine  karşı birlik olmuş ve  onu yok etmek için aralarında anlaşmışlardı. Daha doğrusu ABD Emperyalizmi böyle istemişti.
Finans sermaye de bu çekişmelerden bıkmış, artık yeter, şu işçi muhalefeti durdurulsun artık diyordu.
 

Nihayet öyle de oldu.
 

!2 Eylül ilan edildi, ordu yönetime el koydu ve yeni bir üst yapı oluşturuldu. Bu üst yapıda ordunun sözü daha fazla geçerken, hakim sınıfların diğer yapılarına da kısmi oranlarda söz hakkı verilmişti.
 

Yani ekonomik yapıdaki korparatizm siyasi üst yapıda da şekillendirilmişti.
 

12 Eylül bitti (!) sözüm ona demokrasiye geçildi ama siyasi üst yapıda hukuksal olarak korparatizm devam etmek zorundaydı. Öyle hemen tasfiye edilmesi mümkün değildi.
İşte ANAP tam da bu amaçla koalisyon partisi gibi tek parti olarak görev aldı. Tam bir siyasi korparatizmi temsil ediyordu.
Daha sonra iki ayrı partinin kualisyonu yaşandı ama bu koalisyon birliği diğeri kadar başarılı(!) olamadı ve dağıldı.
 

Bunun üzerine tekrar geri dönülüp eski anlayışla meclis içi tek parti koalisyonuna-eski Anaplığa – yeni  Akpliğe geçildi.
 

Ama bu böyle deva edemezdi.
Devletin üst yapısında hakim sınıfların tümünün ortaklığı artık yavaş yavaş değişmeliydi.
 

Zira artık karşılarında devletlerinin varlığını da tehdit eden bir güç de yoktu. Gerek hukuki üst yapı gerekse de üst yapıdaki hakim sınıflar ortak örgütlülüğü bir klik adına değişmeliydi. Zira Emperyalizmin Ortadoğu’daki çıkarlarını en iyi  kendisine bağlı “…. en gerici, en bağnaz, en işbirlikçi…..” klği savunabilirdi.
 

Siyasi üst yapıdaki en gerici, en bağnaz, en işbirlikçi kliğin gerek hukuki alanda, gerekse de örgütlenme alanında- militarist ve bürokrasi alanında- diğer klik ve grupları tasfiye etmeliydi.
 

Yani siyasi korparatizmin  yavaş yavaş çözülme, bunu yaparken de esas amacını ve kendini sürekli saklayarak demokrasi havarisi kesilmeli, bu yolla da kitle desteği oluşturmalıydı. Diğer kliklere kitle tabanının kaymasını engellemeliydi.
 

 

Ve düğmeye basıldı.
 

 

   “Gerçek şudur ki, demokratik cumhuriyet aracıyla burjuva diktatoryasını uygulayan burjuva devlet, halkın yüzüne karşı burjuvaziye hizmet ettiğini itiraf edemez; doğruyu söyleyemez, o, kurnazca davranmak zorundadır.”(Proleter Devrim ve Dönek Kautsky- Lenin) 
 

Tamda büyük ustanın dediği gibi yaptılar;
Ordunun  hukusal üstyapıdan tasfiyesini sağlamaya çalışırken, anti- darbeci söylemlerle ortaya çıktılar. Sanki tüm geçmiş olaylardan şimdi haberleri oluyormuş gibi göstermelik kuyular açılıyor, günah keçileri tespit edilerek sınıfsal suçlarını kişisel suçmuş gibi göstererek halkı aldatmaya çalıştılar.
Demokratların, yurtseverlerin tasfiyesi  içinde; kendisi demokratik açılımcı kesildi onları anti-demokrat olarak suçladılar.
 

Hatta bunlarda öyle inandırıcı oldu ki bırakın halkı,  bazı devrimci grupların bile kafasını karıştırdılar.
 
Sonuçta halk adına ne oldu? Ne yapıldı?
Aldatmacadan başka kocaman bir sıfır.
 

Bu taktikleri ile halkın bir kısmını kandırırken Türkiye Solunun bazılarında da
“Ordu tasfiye oluyor, ulusal sorun ve demokratik  sorunlar kısmi orqanda da olsa çözülüyor:  “fasizm çözülüyor(!); faşist klik yerine anti demokratik gerici klik hakim olmaya başlıyor (!!!!!) “vs. vs.
gibi gulyabani anlayışların bile ortaya çıkmasına neden oldular.
 

Tabi bu inanışta Türkiye solundaki siyasal seviyeni zayıflığının payı oldukça büyük.
 

Peki öyle mi?
 

Öncelikle şunda anlayış birliği sağlamak gerekir. Faşizm “…emperyalizm ve proleter devrimler çağının bir ürünüdür…” Öyle gel geç, keyfe keder bir yönetim organizasyonu değildir. Yani Emperyalizm var oldukça, buna karşılık proleter devrimler de sürdükçe faşizm de var olmak zorundadır. Zira bu iki şart faşizmin var olma şartlarıdır.,
Faşizmin şiddetsel özelliği ise taktiksel bir durumdur. Yani her türlü muhalefete göre değişik oranlarda da şiddete başvurur veya vurmaz.
Ancak şunu rahatlık diyebiliriz. Finans kapitalin;  en gerici,  en bağnaz , en işbirlikçi, en şoven  kesiminin  tercih ettiği, ona uygun  bir yönetim organizasyonu şeklidir.
 

Şimdi bu çerçevede
 
 
“Devlete yapısını veren insanların iradesi değildir, İnsanlar arasındaki ilişkilerin nesnel durumudur. Burjuva toplumun açıklayan Hegel’in umduğu gibi toplumun hukuki zırhı değildir;bu hukuki zırh, bir üst yapıdan başka bir şey değildir ve burjuva tolumu mülkiyet ilişkili ile açıklanır…..”(Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı- Marx)
 

Yani biz sistemi tanımaya çalışırken mülkiyet ilişkilerini ele almak zorundayız. Devletin yapısını tespit ettikten sonra bu yapıya uygun hukuki zırh incelenmelidir.
 

Devletin yapısı incelendiğinde; emperyalizme göbeğinden bağlı komprador kapitalist mülkiyet ilişki üzerine kurulu bir devlet diyorsanız, bunun siyasi üstyapısı da yani hukuksal zırhı da  faşizm olmak zorundadır. Bunun içinde kendisine bağlı en gerici, en bağnazların vs. üst yapıya hakim olması gerekir.
 

Bu en gericilerde kendi hukuksal zırhlarını öyle keyfe keder değiştirmezler. Taktiksel olarak halka şirin görünebilmek için her türlü oyunlar oynayabilirler ama asla esas yapılarını çözmezler çözülmezler.
Yani bir akrep gibidir. Sokma özelliğinden asla vaz geçmez. Sokacak kimse bulamaz ise yani etrafı ateş çemberi ile çevrilmiş olsa dahi yine sokacak birilerini arar , bulamaz kendi kendisini sokar.
 

Yani şimdi niye çözülsün faşizm (!?) Etrafı ateş çemberi ile mi çevrili?  Devrimci durum mu var?? Ne oldu?? Kim istedi?? Kim geliyor???
 

Diyeceğim şu ki – siyasal geriliğin had safhada olduğu günüz dünyasında yeni yeni temelsiz anlayışlarla insanların kafasını karıştırmaya gerek yok.
 
 

“Burjuva toplumunun üretici güçlerinin,burjuva ilişkileri çerçevesi içinde mümkün olan olanca hız ve bereketiyle geliştiği bir genel refah döneminde, gerçek bir devrim söz konusu olamaz. Böyle bir devrim, ancak şu iki etmen modern üretici güçler ile burjuva üretim biçimleri çatıştıkları dönemde mümkündür. Kıtadaki düzen partilerinin ayrı ayrı hiziplerinin temsilcilerini karşılıklı olarak  birbirlerini lekelemek suretiyle şuanda girmiş oldukları çeşitli kavgalar, yeni devrimler için mesele yaratmak şöyle dursun, tam tersine, ancak şu anda ilişkiler tabanının bu kadar sağlam olmasından, (ve irticanın bilmediği bir şey) bu  kadar burjuva olmasından ötürü mümkündür. …”(Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı- Marx)
 

Bakın Marx diyor ki  hakim sınıflar ilişkiler tabanının sağlam olduğu dönemlerde kendi aralarındaki kavgalarını verirler, kendilerine göre aralarındaki çürükleri (!) ayırırlar..
 

Başka söze gerek var mi??!!
 



Bu başlığın Devamına Yazı Ekle!



Ziyaretçi yazıları Ana Sayfasına Dön


 
PHP-Nuke
Sayfa Üretimi: 0.08 Saniye